Türk Silahlı Kuvvetleri yüzbinlerce çalışanı, çoğunlukla tehlikeli nitelikte faaliyetleri ve çok çeşitli araçları olan ülke içinde ve dışında kesintisiz bir şekilde faaliyet gösteren büyük bir organizasyondur. TSK İç Hizmet Kanununun 35’inci maddesine göre; “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır.” Niteliği itibariyle bu faaliyetleri idare hukuku ilkeleri bağlamında tazminat sorumlulukları doğurmaktadır.
Askeri tazminat davaları, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı kadrolarında görev yapan askeri personelin yaralanma ve ölümleri halinde açılması gereken davalardır. Görev başında ve görevden kaynaklı olarak yaralanan kişi veya ölenlerin mirasçıları tarafından açılacak askeri tazminat davaları idare hukuku ilkelerine göre yürütülür.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. O halde askeri hizmet esnasında yaralananlar veya ölenlerin yakınları zararlarının tazmini için tam yargı davası açacaklardır.
Yazının İçeriği
ToggleAskeri Hizmetlere İlişkin Tam yargı Davası
Tam yargı davaları, idari yargıya mahsus olan davalardır. Bu davalarda idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğu tespit edilir ve devamında davacının herhangi bir zararının olup olmadığı ortaya konulur. Eğer ki bir zarar söz konusu ise bu zarar hukuki ve bilimsel verilere dayalı usullerle hesaplanır ve davacıya ödenmesine karar verilir[1].
İdarenin işlem veya eylemi nedeniyle kişilerin uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminini sağlayan idari davalar özel hukuktaki eda davalarının bir benzeridir. İdare yapmış olduğu bir işlem veya eylemi ile kişilerin mal varlığı veya bedenleri üzerinde zararlara neden olabilir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp, uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de herhalde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.[2]
O halde askeri hizmetle bağlantılı olarak işlem veya eylemlerden ötürü uğranılan zararlar gerek idarenin kusurlu sorumluluğu gerekse kusursuz sorumluluğu bağlamında ele alınmalıdır.
Askeri Tazminat Davalarında İdarenin Sorumluluğu
İdare, yürütmekte olduğu kamu hizmetinin neden olduğu zararları tazminle yükümlüdür. Askeri hizmet, kamu hizmetinin bir parçası olmakla beraber zararlı sonucu doğurmaya da ziyadesiyle elverişli bir faaliyettir. Askeri hizmetin niteliği, icra ediliş şekli, kullanılan yöntemler ve malzemeler idarenin sorumluluğunu hem belirgin hale getirmekte hem de sınırlarını genişletmektedir.
Askeri tazminat davalarında idarenin sorumluluğu genel anlamda iki ilkeye dayanır;
1- Kusurlu sorumluluk.
2- Kusursuz sorumluluk
Askeri Tazminat Davalarında Kusurlu Sorumluluk
Hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde söz konusu olur. Burada esas olan hizmetin işleyişindeki aksaklık, eksiklik veya bozukluktur. Askeri hizmetin işleyişinde hizmet kusuru çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. İdarenin memurlarının nizam, talimat ve emirlere riayetsizlik etmesi nedeniyle başka bir personelin zarar görmesi[3], personelin yeterince eğitilmemesi nedeniyle hizmetin kötü işlemesinden kaynaklı zararlar, malzeme ve araçlardaki bakımsızlık veya kusurlardan kaynaklı zararlar, denetim ve gözetim konusundaki eksiklikten kaynaklı zararlar, hijyen ve koruyucu önlemlerin alınmaması kusurlu sorumluluğu doğurabilir.
Askerlik hizmetinde veya görevinde geçirilen hastalıklarla ilgili teşhis ve tedavide gecikme, hata, imtina gibi haller hizmet kusuru oluşturur. Yine yetersiz hijyen şartları ve kalabalık ortamdan ötürü hastalık bulaşması da idarenin hizmet kusurunun olduğunu gösterir.
“…(d)avacının uzman erbaş statüsünde askerlik hizmetini yerine getirmekte iken başka bir idare ajanınca kasten silahla yaralanması sonucu malul hale geldiği anlaşılmaktadır.” diyerek, “Davacının yaralanması olayının aynı birlikte görevli idare ajanının silahıyla ateş etmesi suretiyle gerçekleşen suç teşkil eden eylemi sonucunda meydana geldiği, bu itibarla meydana gelen zararla eylem arasında illiyet bağının bulunduğu; esasen idare adına hizmet ifa eden ajanın idari hizmetin bir parçası olduğu, hizmetin iyi işlemediği, ajanın görev kusuru nedeniyle bir hizmet kusurunun bulunduğu, davacının bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana gelen zararlarının ‘hizmet kusuru’ ilkesi gereğince idarece karşılanması gerektiği”[4]
Kalp rahatsızlığı olan askerin spor faaliyeti esnasında rahatsızlanması ve ölümü olayında; “…, idareye affedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmamakla birlikte, ölüm olayının bir kamu görevi olan askerlik hizmetinin ifası sırasında, eğitim faaliyeti esnasında meydana geldiği dikkate alınarak, hizmetle ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu değerlendirilerek davacıların zararlarının, davacılar üzerinde bırakılmayıp tüm topluma yansıtılmasının hakkaniyete uygun olacağı düşüncesiyle, meydana gelen zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca ve müteveffanın bünyesel rahatsızlığının müterafik kusur olarak kabulü ile davalı idare tarafından karşılanmasının gerektiği”[5]
“dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ve Tıbbi Bilirkişi Raporu dikkate alınarak davacıların kardeşinin ölümünün bünyesel bir rahatsızlıktan kaynaklandığı, ancak nöbet sırasında rahatsızlığın başlamasının kişinin içinde bulunduğu stres ortamının hastalığın ortaya çıkmasını tetikleyebileceği, tedavi ve bakım hizmetlerinin de idareye yüklenebilecek herhangi bir hizmet kusuru bulunmamakla birlikte zararlı sonucu doğuran olay ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak tüm topluma yayılması adalet hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun düşeceğinden davacıların zararlarının kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince idarece karşılanması sonucuna varılmıştır.”[6]
“davacının ayağının kırılması neticesini doğuran olayın meydana gelmesinde hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığı söz konusu değil ise de, davacının bir kamu hizmeti olduğunda şüphe bulunmayan askerlik görevi sırasında görev yaptığı karakolun yakın emniyeti için icra edilen pusu nöbetinden dönüş sırasında yerlerin mevsim ve doğa şartları nedeni ile buzlu olması nedeni ile kayarak düşmesi ile ayağının kırıldığı, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunduğu, söz konusu zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece karşılanmasının gerektiği, tüfeği ve mühimmatları ile pusu görevinin icrasından dönüşte ihtiyarında olmayan sebeplerle meydana gelen olayda davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığı”[7]
Askeri Tazminat Davalarında Kusursuz Sorumluluk
Bazı durumlarda idarenin hiçbir kusuru olmamasına rağmen zarar ortaya çıkabilir.[8] Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.[9]
Kusursuz sorumluluk risk ilkesi ve kamu külfetleri karşısında eşitlik diye iki temel ayrım yapılarak ele alınmalıdır. Buradaki ayrım, idarenin nitelik itibariyle tehlikeli-riskli faaliyetlerinin ortaya çıkardığı zararlar ile tehlikelilik taşımayan eylemlerinden kaynaklanan zararın toplumun tüm fertlerinden karşılanarak denkleştirilmesi temelinde yapılır.[10]
Askeri Davalarda Risk İlkesinin Uygulaması
Tehlike veya risk ilkesi, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen tehlikeli faaliyetler veya tehlikeli araçların kullanımından kaynaklı olarak ortaya çıkan ve idareye kusur izafe edilemeyen zararların tazmininde esas alınır.[11] Askerlik mesleği çoğunlukla tehlikeli işlerin yapıldığı ve tehlikeli aletlerin kullanıldığı bir meslek olması nedeniyle idarenin sorumluluğu genellikle risk ilkesi bağlamında söz konusu olur.[12]
“özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz. İşte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise doğan zararlar da onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacıların uğradığı zararların, hizmetin sahibi olan idare tarafından kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.”( 2.D., 2..4.2005, 2004/127, 2005/360)
Yine yargı kararlarına göre atışlı tatbikatta havan mermisinin mevzideki erbaş ve erlerin üzerine düşmesi, el bombası atışı sırasında hataen patlatma, askeri muhribin kazanının patlaması, komando eğitim esnasında kayalardan düşme, silahlı çatışmada vurulma, boş mühimmatın imhası esnasında patlaması, jet uçağının içtima halindeki, askeri birliğin üzerine düşmesi, topun mermisinin namlu içinde patlaması, helikopterin ip merdiveninden suya inerken düşme, boyama esnasında gemi sarnıcında biriken gazın patlaması, intikal esnasında araç kullanırken sele kapılma, nöbet tutarken vahşi hayvan saldırısına uğrama risk ilkesi kapsamında idarenin sorumluluğunu doğurur.
“kendisine emanet edilen ve oynamaması için ikaz edilen el bombalarını monte eden onbaşının mükerrer ikaza rağmen kurcalamaya devam edip pimini çekerek patlamasına yol açmasıyla yaralanması,” (AYİM, 2.D., 04.05.2005, 2002/699, 2005/400)
Askeri Davalarda Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesinin Uygulanması
Askeri idarelerin yürüttüğü bazı faaliyetler tehlikeli olmamalarına ve idarenin de bir kusuru olmamasına rağmen tüm toplum tarafından faydalanılan faaliyetlerdir. Toplumun faydalandığı bu tür işlerden bireysel olarak zarar gören ve fedakarlığa katlanmak durumunda bırakılan kişilerin zararları Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi kapsamında giderilir. Örneğin, nöbet tutarken dikkatsizliği nedeniyle düşerek yaralanan erin zararı bu bağlamda değerlendirilmelidir. Terör örgütlerine yönelik iç güvenlik faaliyetlerinde çatışmada yaralanan askerlerin zararları da bu ilke çerçevesinde ele alınmalıdır.(AYİM, 2.D., 26.11.2008, 463/1190)
AYİM tarafından bir personelin bekleme odasındaki bir levhayı matkapla monte etmesi esnasında tornavidanın kayması sonucu yaralandığı olayda “Olayda idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Ancak yaralanma olayının kamu görevinin ifası sırasında meydana geldiği, görevden kaynaklandığı, eylem ile zarar arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunduğu nazara alındığında, zararın sadece zarar gören üzerinde bırakılmayıp tüm topluma yansıtılması adalet, eşitlik ve hakkaniyet prensiplerine uygun düşeceğinden, uğranılan zararın kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davalı idarece karşılanması gerektiği ,diğer yandan davacının bahse konu olayın meydana gelmemesi için rütbeli ve sorumluluk sahibi bir kişinin göstermesi gerekli asgari dikkati göstermemek koruyucu gözlük veya malzeme kullanmamak suretiyle müterafık kusurunun da bulunduğu sonuç kanaatine varılmıştır.” fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine atıf yapmıştır.( 2.D., 22.10.2008, 2007/1101, 2008/1065)
Yüksek Mahkemeler tarafından askerlik hizmeti yapmakta iken merdivenlerden kayarak düşme sonucu ayağının kırılması, birliğinde düşme sonucu sağ elinin sakat kalması, nöbet mevziinde yasak olduğu halde kulede arkadaşının silahını kurcalarken patlaması sonucu kendini yaralama gibi olaylar fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi kapsamında değerlendirilmiştir.[13]
Bu ilkelerin yanı sıra savaş, terör ve toplumsal kargaşa doğuran kitle hareketlerinden kaynaklı olarak zarar görenlerin zararlarının tazmin edilmesine ilişkin sosyal risk ilkesi kavramı gelişme göstermiş ve hukukumuzda 5233 sayılı Terör Ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun yürürlüğe konulmuştur.
Askerde intihar vakalarında durum intihar eylemi ile idarenin yürüttüğü hizmet arasında bir illiyet bağının olup olmaması düzleminde ele alınır. Eğer ki kişinin kişisel kusurundan ibaret bir intihar söz konusu ise tazminata hükmedilmez. “Kovuşturmaya yer olmadığı kararı da dikkate alındığında davacıların yakını olan J.Er …’ün askerlik hizmetini yaptığı sırada nöbet mahallinde intihar etmesi olayında hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden kaynaklanan idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi zararlı sonucun idarenin bir eyleminden ve ajanlarının kusurlu davranışlarından kaynaklanmayıp müteveffanın kendi eyleminden meydana geldiği anlaşılmaktadır.”[14]
Askeri Tazminat Davalarında Zararın Hesaplanması
İdari işlem veya eylemden kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan tam yargı davalarında tazminat hukukunun genel ilkeleri geçerlidir. İdari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mallarına zarar verilmişse veya parasal bazı haklardan mahrum kalmışsa yargı makamlarının, o malın değerini uzman bir bilirkişiye veya bilirkişi heyetine tespit ettirmeleri yeterlidir. Bedensel yaralanmalar ve ölüm durumunda ise zarara uğrayan kişi veya kişilerin cinsiyetine, yaşına, mesleğine göre hesap formülleri kullanılarak maddi tazminat hesaplanır. Dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun tazminat 53 vd hükümlerinin uygulanması söz konusu olur.
MADDE 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır:
1. Tedavi giderleri.
2. Kazanç kaybı.
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
Askeri Tazminat Davalarında Zarar Çeşitleri
Geçici İş Göremezlik Tazminatı
Geçici iş göremezlik tazminatı, “tedavi ve iyileşme süresi” ile sınırlı bir tazminat türüdür. Yaralanmaya neden olan olayın gerçekleşmesinden önce çalışmakta olan kişinin işe devam edememesinden kaynaklı olarak uğradığı gelir kaybının telafisi amaçlanmaktadır. Bu tazminat özellikle er-erbaşların tedavi süreçlerinde söz konusu olur.
Sürekli İş Göremezlik Tazminatı(çalışma gücü kaybı)
Sürekli/kalıcı çalışma gücü kaybı (sürekli iş göremezlik) tazminatı, tedavi ve iyileşme (geçici iş göremezlik) sürecinin tamamlanmasını müteakip kişide tedavi ile geçmeyen, bir başka ifadeyle yaşamı süresince kalıcı ve sürekli hale gelen çalışma gücü kaybının tazminini amaçlamaktadır. Dolayısıyla sürekli çalışma gücü kaybı tazminatının başlangıç tarihi, geçici iş göremezlik süresinin sona erdiği tarihtir.
Efor Kaybı Tazminatı
Kalıcı çalışma gücü kaybına uğramakla birlikte kişinin gelir getirici bir işte çalışmaya devam etmesi ve gelirinde herhangi bir azalma olmaması durumunda dahi kişi mevcut işini yaparken zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere/emsallerine göre bedensel güç kaybı oranında fazladan efor sarf etmek zorunda kalacaktır. Yani kişinin mevcut zararını bizzat kendisinin “daha fazla güç” harcayarak gidermek zorunda kalması nedeniyle burada bir tazminat kalemi ortaya çıkmaktadır. Askeri personelin bedensel yaralanması neticesinde görevine devam etmesi veya vazife malulü olması gibi durumlarda gelirinde herhangi bir azalma olmamaktadır. Ancak bu personel bedenindeki kalıcı hasarlardan ötürü emsallerine göre daha fazla zorlanmakta ve efor sarf etmektedir. Dolayısıyla kalıcı bir maluliyetin olduğu her durumda efor tazminatı için dava açılmalıdır. Efor kaybı, sürekli çalışma gücü kaybının özel ve istisnai bir görünümü olup, aynen çalışma gücü kaybı gibi maddi ve bedensel bir zarar kalemidir.( Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 2022/5013 E. , 2025/1246 K.)
Bakım Giderleri
Hayat boyu sürekli olarak başkasının bakımına muhtaç olma durumunda bu tazminata hükmedilir.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen askeri personelin desteğinden yoksun kalan kişilere ödenen tazminat türüdür. Bu tazminat, eğer destek olan ölmeseydi, destekten yoksun kalanın gelecekte elde edeceği yardım tespit edilmek suretiyle belirlenir.
Manevi Tazminat
Manevi tazminat, yaralanma veya ölüm duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan, zenginleşmeye yol açmayacak miktarda saptanması gereken tazminat türüdür. Manevi tazminatın miktarı belirlenirken olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde olması ve benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması dikkate alınır.[15]
Askeri Tazminat Davalarında Dava Açma Süresi ve Süreaşımı
İdare mahkemelerinde tam yargı davalarının açılabilmesi için öngörülen 1 ve 5 yıllık süre askeri tazminat davalarında da uygulanır. Eylemi ve eylemin idareye atfedilebilir olduğunu öğrenen kişinin davasını 1 yıl içerisinde açması gerekmektedir.
Danıştay’ın sürenin başlangıcına dair kararları bu konuda yol göstericidir.
“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilecekleri, görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmayacağı kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan Kanun maddesinde idareye başvuru süresinin, idari eylemlerden zarar gören kişilerin eylemi öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı saptanmış olmaktadır. Bu haliyle başvurma süresine başlangıcı yalnızca eylem tarihi ve zararlı sonucun doğduğu tarihi esas almanın, zararın henüz ortaya çıkmadığı veya çıksa bile zararın çıkış sebebinin öğrenilemediği durumlarda dava açma süresinin çok kısalmasına yol açacağı yada dava açma hakkını ortadan kaldıracağı ve hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır. Bundan dolayı zararın doğmasına sebeb olan eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihi esas almak gerekmektedir.
Eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar ise, bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.”[16]
“İdari eylemlerin neden olduğu bedensel zararların, tedavi sürecinin tamamlanıp kesin zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren başlayacağı kuşkusuzdur…..İdarenin eyleminden kaynaklandığı iddia olunan bedensel zararların tam olarak ortaya çıktığı tarih ise, ameliyatın yapıldığı tarih olup, bu tarihin dava açma süresine başlangıç alınması zorunlu bulunmaktadır.”[17]
Neden Askeri Avukatla Çalışmalısınız?
Askeri tazminat davaları, idari hukukunun genel ilkeleri izlenerek ve askerlik mesleğinin kendine has özelliklerini de bilinerek en adil şekilde askeri avukatlar tarafından sonuçlandırılabilir. İdarenin gerçekleşen olaydaki kusurunun varlığı, kusurun türü, dava zamanaşımı süreleri, dava öncesi başvuru süreçleri, talep edilebilecek tazminat kalemleri askeri avukatlar tarafından doğru şekilde değerlendirilebilir.
KAYNAKLAR VE EMSAL KARARLAR
- DAĞLI, Gözde. “Danıştay Kararları Işığında Sağlık Kamu Hizmetinden Kaynaklanan Tam Yargı Davaları.” Journal Of Turkısh Councıl Of State (2022): 123.
- Özkarslı, Oğuz. İdarenin kusursuz sorumluluğu ve risk ilkesi. MS thesis. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008
- Işıklar, Celal. “Danıştay Kararlarında İdarenin Kusursuz Sorumluluğunu Kaldıran Ve Azaltan Hâller.” Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi 1 (2019): 115-158. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/667235
- Çağlayan, Ramazan. “Risk İlkesi Gereğince İdarenin Kusursuz Sorumluluğu Bağlamında Sosyal Risk İlkesi.” Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu 28 (2009): 29.
- Korkmaz, Kadir. “Ayim Kararları Işığında Askeri Hizmetin Yürütülmesi Esnasında Askeri Personelin Karşılaştığı Bireysel Zararlardan İdarenin Kusursuz Sorumluluğu Esasları.” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 14.1 (2010): 369-388.
- AYİM, 2.D., 17.1.2007, 2005/810, 2007/87
- AYİM 2.D. 2.10.2002 T., E.2002/597, K.2002/732
- AYİM, 2.D., 5.11.2008, 2007/10000, 2008/1086
- AYİM, 2.D., 1.6.2005, 2002/377, 2005/479
- AYİM, 2.D., 20.12.2006, 488/1294
- AYİM, 2.D., 5.11.2008, 2007/313, 2008/1093
- Danıştay Kararı – 10. D., E. 1996/10292 K. 1998/1190 T. 18.3.1998
- Danıştay Kararı – 10. D., E. 1997/721 K. 1999/5266 T. 20.10.1999.
- Danıştay Kararı – İDDK., E. 2023/3168 K. 2024/2469 T. 21.10.2024
- Danıştay Kararı – 10. D., E. 2012/9046 K. 2013/5913 T. 9.7.2013
- Danıştay Kararı – 10. D., E. 2015/3421 K. 2018/2257 T. 27.6.2018
- Danıştay Kararı – 15. D., E. 2013/3354 K. 2014/448 T. 4.2.2014
[1] DAĞLI, Gözde. “DANIŞTAY KARARLARI IŞIĞINDA SAĞLIK KAMU HİZMETİNDEN KAYNAKLANAN TAM YARGI DAVALARI.” JOURNAL OF TURKISH COUNCIL OF STATE (2022): 123.
[2] Danıştay Kararı – 10. D., E. 1996/10292 K. 1998/1190 T. 18.3.1998
[3] Danıştay Kararı – 10. D., E. 1997/721 K. 1999/5266 T. 20.10.1999
[4] AYİM, 2.D., 5.11.2008, 2007/10000, 2008/1086
[5] AYİM, 2.D., 1.6.2005, 2002/377, 2005/479
[6] AYİM, 2.D., 20.12.2006, 488/1294
[7] AYİM, 2.D., 5.11.2008, 2007/313, 2008/1093
[8] Özkarslı, Oğuz. İdarenin kusursuz sorumluluğu ve risk ilkesi. MS thesis. Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008.
[9] Danıştay Kararı – İDDK., E. 2023/3168 K. 2024/2469 T. 21.10.2024
[10] Işıklar, Celal. “DANIŞTAY KARARLARINDA İDARENİN KUSURSUZ SORUMLULUĞUNU KALDIRAN VE AZALTAN HÂLLER.” Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi 1 (2019): 115-158. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/667235
[11] Çağlayan, Ramazan. “Risk İlkesi Gereğince İdarenin Kusursuz Sorumluluğu Bağlamında Sosyal Risk İlkesi.” Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu 28 (2009): 29.
[12] Korkmaz, Kadir. “AYİM KARARLARI IŞIĞINDA ASKERİ HİZMETİN YÜRÜTÜLMESİ ESNASINDA ASKERİ PERSONELİN KARŞILAŞTIĞI BİREYSEL ZARARLARDAN İDARENİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU ESASLARI.” Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 14.1 (2010): 369-388.
[13] AYİM, 2.D., 17.1.2007, 2005/810, 2007/87
[14] 2.D. 2.10.2002 T., E.2002/597, K.2002/732
[15] Danıştay Kararı – 10. D., E. 2012/9046 K. 2013/5913 T. 9.7.2013
[16] Danıştay Kararı – 15. D., E. 2013/3354 K. 2014/448 T. 4.2.2014
[17] Danıştay Kararı – 10. D., E. 2015/3421 K. 2018/2257 T. 27.6.2018
