Av. Kubilay REŞBER Hukuk Bürosu

Deneyim, İlgi ve Çözüm Odaklı Yaklaşım

“Yetkili Olmadığı Halde Sorgulama Yapmak” Disiplin Suçu(7068 sayılı Kanuna Göre)

Danıştay ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Bir Değerlendirme

7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (6) numaralı fıkrasının (aa) bendi emniyet, jandarma ve sahil güvenlik personeli bakımından en ağır yaptırımlardan biri olan “meslekten çıkarma” cezasını öngörmektedir: “Yetkili olmadığı halde hukuka aykırı olarak elektronik ortamda veya bilgisayar loglarında kişisel verilerle ilgili sorgulama yapmak, bu şekilde elde edilen bilgileri paylaşmak veya yayın yoluyla duyurmak, log kayıtlarını değiştirmek veya silmek.” Bu türden yetkisiz bir şekilde yapılan bir sorgu yapılması “meslekten çıkarma” cezasını gerektirir.

Bu yazıda, konuya ilişkin bir dizi Danıştay 2. Dairesi kararı ile bir Anayasa Mahkemesi kararını dört başlık altında ele alıyoruz: savunma hakkı, eylemin unsurları, ceza mahkemesi kararlarına atıfla disiplinsizliğin oluşması ve zamanaşımı.


1. Savunma Hakkı

Meslekten çıkarma gibi ağır bir yaptırımın uygulanabilmesi için savunma hakkının usulüne uygun şekilde kullandırılması, Danıştay’ın istikrarlı biçimde vurguladığı bir ön koşul olarak karşımıza çıkıyor.

Danıştay 2. Dairesinin E. 2024/632 K. 2025/3183 sayılı kararında ilginç bir ayrım yapılıyor. Bölge İdare Mahkemesi, davacıya tebliğ edilen belgenin 7068 sayılı Kanun’un 31. maddesi kapsamında usulüne uygun bir yazılı savunma istem yazısı sayılamayacağı, soru-cevap şeklindeki sözlü savunma tutanağının da savunma hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğu gerekçesiyle işlemi iptal etmişti. Danıştay ise dosyayı incelediğinde, tebliğ edilen yazıda davacıya soruşturma evrakını inceleme, tanık dinletme, sözlü veya yazılı savunma yapma haklarının hatırlatıldığını tespit ediyor; ancak bu gerekçeyi yeterli bulmuyor. Çünkü esas sorun, disiplin kuruluna sevkten önce usulüne uygun yazılı savunmanın hiç istenilmemiş olması. Sonuç olarak Danıştay, ilk derece gerekçesini isabetsiz bulsa da, sonuç itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı için kararı onuyor — yani savunma hakkının ihlali tek başına, gerekçe farklı olsa bile, işlemi sakatlamaya devam ediyor.

Danıştay 2. Dairesinin E. 2023/3181 K. 2025/270 sayılı kararında ise savunma hakkı ihlali daha önce zaten tespit edilmiş ve dava konusu işlem bir kez iptal edilmişti. İdare, bu iptal kararını uygulayarak davacının savunmasını yeniden alıp aynı meslekten çıkarma cezasını tekrar tesis ediyor. Davacı bu kez de savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürse de, savunma istem yazılarının avukatına usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşıldığından bu iddiaya itibar edilmiyor. Bu karar, savunma hakkı ihlalinin iyileştirilebilir bir usul eksikliği olduğunu; idarenin, hakkı gerçekten ve usulüne uygun olarak kullandırmak kaydıyla aynı yaptırımı yeniden uygulayabileceğini gösteriyor.

Konya BİM E. 2024/1313 K. 2024/3034 sayılı kararda ise savunma hakkına ilişkin bir iddia söz konusu değil; davacının sorgulamanın yetkisi dahilinde yapıldığına dair somut bir delil sunamaması öne çıkıyor. Bu da savunma hakkının salt usule uygunluk boyutunun yanında, davacının fiilen ne savunduğunun da kararın hukukiliği bakımından belirleyici olduğunu gösteriyor.

Kısaca: Savunma hakkı ihlali, tespit edildiğinde işlemi tek başına sakatlayan bir usul eksikliğidir; ancak idarenin bu eksikliği giderip aynı cezayı yeniden vermesi mümkündür.


2. Eylemin Unsurları

Bu başlıkta asıl kritik soru şu: Hangi sorgulama “yetkisiz ve hukuka aykırı” sayılır, hangisi görev kapsamında kalır?

Anayasa Mahkemesinin E. 2020/77 K. 2021/93 sayılı kararı, bu ayrımın anayasal çerçevesini çiziyor. Mahkeme, kuralda geçen “yetkili olmadığı halde hukuka aykırı olarak…” ifadesinin, personelin görevinin kapsamı ve niteliği gereği haiz olduğu yetkiler dışında, erişim imkânı bulunmayan kişisel verilere hukuka aykırı yol ve yöntemlerle ulaşması anlamına geldiğini vurguluyor. Buna karşılık, bir personelin haiz olduğu sorgulama yetkisini hizmetin amacı dışında kötüye kullanması bu kuralın kapsamı dışında kalıyor — yani “yetkisi olduğu halde kötüye kullanma” ile “hiç yetkisi olmama” arasında ayrım yapılıyor. Mahkeme, meslekten çıkarma cezasının bu fiil için orantısız olmadığına, kolluk personelinin kişisel verilere erişimi konusunda toplum güveninin özel bir önem taşıdığına hükmederek itirazı reddediyor.

Bu çerçeve, somut olaylara nasıl yansıyor?

  • Danıştay 2. Dairesi, E. 2021/10192 K. 2025/3812 sayılı kararda, davacının Cumhurbaşkanının sürücü belgesi bilgilerine erişmesi olayında, Bölge İdare Mahkemesi ve onu onayan Danıştay, ceza mahkemesinin beraat kararındaki tespitlere dayanarak fiilin sübutunun “her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delille” ispatlanamadığı sonucuna varıyor. Ceza mahkemesi, sorgulanan bazı bilgilerin (isim, ehliyet türü gibi) kamuoyuna mal olmuş kişiye ait olması nedeniyle kişisel veri sayılamayacağını, ancak “detay” ekranındaki trafik cezası puan bilgisine ulaşıldığına dair kesin delil bulunmadığını tespit etmiş. Bu incelik, aynı fiilin bazı unsurlarının disiplin suçu oluşturmayabileceğini, kanıt standardının önemini gösteriyor.
  • Danıştay 2. Dairesi, E. 2023/3181 K. 2025/270 sayılı kararda ise davacının, eşine ait TC kimlik numarasıyla “akrabalık, yurt dışı giriş-çıkış, uçuş, telefon irtibat” gibi son derece kapsamlı ve özel nitelikli bilgileri sorguladığı; bu sorgunun hiçbir şekilde görev gereği olamayacağı tespit ediliyor. Burada eylemin unsurları bakımından tartışma, sorgunun görevle ilgisizliği üzerinden yürütülüyor.
  • Danıştay 2. Dairesi, E. 2021/10233 K. 2025/888 sayılı kararda davacı, sorgulama yaptığı tarihten kısa süre önce ilgili kişisel bilgilerin zaten herkese açık şekilde internette yayılmış olduğunu, samimi ikrarda bulunduğunu, bilgiyi kimseyle paylaşmadığını ileri sürerek cezanın orantısız olduğunu iddia ediyor. Danıştay bu savunmayı kabul etmiyor; kanunda “sorgulama yapmak” ile “bu bilgileri paylaşmak” fiillerinin ayrı ayrı sayıldığını, sadece sorgulama yapmanın dahi tek başına meslekten çıkarma cezasını gerektirdiğini teyit ediyor.

Kısaca: Eylemin disiplin suçu oluşturması için (i) kişinin o veriye erişim yetkisinin hiç bulunmaması, (ii) sorgunun görevle hiçbir ilgisinin olmaması ve (iii) bunun şüpheye yer bırakmayacak somut delillerle (log kayıtları, ifade, teknik veriler) ispatlanması aranıyor. Bilgiyi paylaşmamış olmak veya bilginin başka yollarla zaten kamuya açık olması, cezayı hafifletici bir unsur olarak kabul edilmiyor.


3. Mahkeme Kararlarına Göre Disiplinsizliğin Oluşması (Ceza Yargılaması – Disiplin İlişkisi)

İncelenen kararların en tartışmalı bölümü, aynı fiil nedeniyle yürütülen ceza yargılamasının disiplin cezasına etkisi. Burada iki temel ilke çatışıyor: 657 sayılı Kanun’un 131. maddesindeki “ceza mahkûmiyeti veya beraati disiplin cezasına engel değildir” kuralı ile masumiyet karinesi.

Genel ilke (E. 2021/10192 K. 2025/3812 ve E. 2021/10233 K. 2025/888 sayılı kararlarda vurgulandığı üzere): Ceza yargılaması ile disiplin soruşturması farklı ilke ve ispat standartlarına tabi olduğundan, kural olarak biri diğerini bağlamaz. Ancak ceza mahkemesinin maddi olayın oluşuna ilişkin kesinleşmiş tespiti (fiilin işlenip işlenmediği), disiplin yargılamasında da dikkate alınmak zorunda — çünkü aksi halde, aynı maddi olay hakkında iki farklı yargı kolu çelişen “gerçek” tespit etmiş olur.

Bu ilkenin farklı sonuçlara yol açtığı örnekler:

  • Danıştay 2. Dairesi E. 2021/10192 K. 2025/3812: Ceza mahkemesi beraat kararı vermiş ve gerekçesinde fiilin kısmen suç unsuru taşımadığını, kısmen de kesin delille ispatlanamadığını belirtmiş. Danıştay bu tespiti esas alarak disiplin cezasının iptalini onuyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2021/10261 K. 2025/4993: Davacı hakkında Cumhurbaşkanı ve Başbakana yönelik “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) kararı verilmiş ve kesinleşmiş. Burada ceza mahkemesi fiilin işlendiğini kabul ediyor (sadece hükmü açıklamıyor); Danıştay bu tespiti disiplin cezasının onanmasında kullanıyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2023/6177 K. 2024/3764 ve E. 2022/18 K. 2025/4719 sayılı kararlarda da benzer şekilde HAGB kararları disiplin cezasının dayanağı sayılıyor; ancak her iki kararda da karşı oylar dikkat çekici. Karşı oy yazan üyeler, AİHM’in Seven/Türkiye ve Anayasa Mahkemesinin Barış Baş kararlarına atıfla, HAGB kararının 5271 sayılı CMK uyarınca sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmaması gerektiğini, disiplin makamlarının ceza yargılamasının “gölgesinde” hareket ederek masumiyet karinesini zedelediğini ileri sürüyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2023/3181 K. 2025/270 sayılı kararda ise ceza davası henüz derdest (devam etmekte) olduğundan, Danıştay masumiyet karinesine özel bir vurgu yaparak, disiplin cezası hakkında ceza yargılamasının sonucu beklenerek yeniden karar verilmesi gerektiğine hükmediyor ve kararı bu gerekçeyle bozuyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2023/2989 K. 2024/5500 sayılı kararda konu zamanaşımı ekseninde çözülse de, karşı oyda AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına geniş yer verilerek disiplin-ceza hukuku ilişkisinin Türk hukukunda hâlâ “bulanık” olduğu, genel bir usul kanununun bulunmadığı eleştirisi yapılıyor.

Kısaca: İçtihat, ceza mahkemesinin kesinleşmiş maddi olay tespitine (mahkûmiyet, HAGB veya beraat fark etmeksizin) disiplin yargılamasında saygı gösterilmesi gerektiği yönünde istikrarlı; ancak derdest ceza davalarında disiplin cezası verilip verilemeyeceği ve HAGB kararlarının bağlayıcılığı konusunda Daire içinde ciddi görüş ayrılıkları sürüyor.


4. Zamanaşımı

7068 sayılı Kanun’un 29. maddesi iki ayrı zamanaşımı süresi öngörüyor: disiplin amirinin fiili öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde soruşturma açılması, fiilin işlendiği tarihten itibaren de 2 yıl içinde cezanın verilmesi gerekiyor. İncelenen kararlarda özellikle ikinci süre — yani “hangi tarih 2 yıllık sürenin sonu sayılacak” sorusu — önemli bir içtihat gelişimine sahne oluyor.

Mesele şu: Meslekten çıkarma cezası, il disiplin kurulunun kararı, valinin önerisi, Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun görüşü ve Bakanın onayı ile aşamalı olarak kesinleşiyor (Kanun m. 18). Peki 2 yıllık süre hesaplanırken hangi aşamadaki tarih esas alınmalı?

  • Danıştay 2. Dairesi E. 2021/18890 K. 2025/4722 sayılı kararda Danıştay, disiplin kurulunun karar tarihinin esas alınması gerektiğine hükmediyor. Gerekçe: Kanun, cezayı doğrudan disiplin kuruluna verilmiş bir yetki olarak kurguluyor; Bakanlık onayı sadece meslekten çıkarma gibi ağır cezalarda ikinci bir inceleme mercii işlevi görüyor. Karar, bu görüşü Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/06/2025 tarihli, E:2025/102, K:2025/1325 sayılı kararına dayandırıyor ve bu yönde bir bölge idare mahkemesi ısrar kararının onandığını belirtiyor. Bu kararda iki üye karşı oy kullanarak Bakan onayının kesinleşme tarihi olduğunu savunuyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2023/2989 K. 2024/5500 sayılı kararda ise tam tersi sonuca ulaşılıyor: Fiilin son işleniş tarihinden itibaren en geç 2 yıl içinde ve en son belirlenen tarihte cezanın verilmesi gerektiği, ancak dava konusu cezanın ancak Bakan onayı tarihinde verilmiş sayılacağı gerekçesiyle süre aşımı tespit ediliyor ve karar bozuluyor. Burada da karşı oy var; karşı oy yazan üyeler, disiplin kurulunun (Bakanlık onayından önceki) kararının süre içinde verildiğini, bunun yeterli olduğunu savunuyor.

Bu iki kararın tarih sırası dikkat çekici: E. 2023/2989 sayılı karar 07/11/2024 tarihli (Bakan onayı esas alınmış), E. 2021/18890 sayılı karar ise 23/10/2025 tarihli ve İDDK’nin 16/06/2025 tarihli kararına atıfla disiplin kurulu tarihini esas alıyor. Bu, konudaki içtihadın zaman içinde disiplin kurulu kararı tarihi lehine evrildiğini, İDDK’nin bu yönde ısrar kararını onayarak içtihadı istikrara kavuşturduğunu gösteriyor.

Zamanaşımına ilişkin diğer örnekler:

  • Danıştay 2. Dairesi E. 2021/17153 K. 2025/4863 sayılı kararda mesele 2 yıllık ceza zamanaşımı değil, 60 günlük dava açma süresi. Tebliğ-tebellüğ belgesinde tarih belirtilmediğinden tebliğin usulüne uygun yapılmadığı kabul ediliyor ve süre aşımı gerekçesiyle verilen ret kararı bozuluyor — usulsüz tebligat, aleyhe süre işletilmesine engel oluyor.
  • Danıştay 2. Dairesi E. 2021/10261 K. 2025/4993 ve E. 2024/1191 K. 2024/5415 sayılı kararlarda zamanaşımına uyulduğu tespiti yapılarak esasa geçiliyor; bu kararlar zamanaşımının münferit bir inceleme konusu olarak her davada ayrıca test edildiğini gösteriyor.

Kısaca: Zamanaşımı hesabında “hangi tarih esas alınır” sorusu Danıştay 2. Dairesi içinde tartışmalı bir konuydu; ancak İDDK’nin 2025 tarihli ısrar kararı onama kararıyla içtihat, cezayı vermeye mevzuatla yetkili kılınan disiplin kurulunun karar tarihinin esas alınması yönünde istikrar kazanmış görünüyor. Buna karşın tebligatın usulsüzlüğü, idare aleyhine sonuç doğurmaya devam ediyor.


Av. Kubilay REŞBER

Karar Listesi

İşte paylaştığınız 14 kararın künyeleri:

  1. Danıştay 2. D., E. 2024/632 K. 2025/3183 T. 24.6.2025
  2. Danıştay 2. D., E. 2021/17647 K. 2025/4628 T. 21.10.2025
  3. Anayasa Mahkemesi GK, E. 2020/77 K. 2021/93 T. 16.12.2021
  4. Danıştay 2. D., E. 2022/18 K. 2025/4719 T. 23.10.2025
  5. Danıştay 2. D., E. 2023/6177 K. 2024/3764 T. 26.6.2024
  6. Danıştay 2. D., E. 2021/18890 K. 2025/4722 T. 23.10.2025
  7. Danıştay 2. D., E. 2021/17153 K. 2025/4863 T. 5.11.2025
  8. Danıştay 2. D., E. 2024/1191 K. 2024/5415 T. 6.11.2024
  9. Danıştay 2. D., E. 2023/2989 K. 2024/5500 T. 7.11.2024
  10. Danıştay 2. D., E. 2021/10261 K. 2025/4993 T. 10.11.2025
  11. Danıştay 2. D., E. 2023/3181 K. 2025/270 T. 10.2.2025
  12. Konya BİM, 3. İDD, E. 2024/1313 K. 2024/3034 T. 27.12.2024
  13. Danıştay 2. D., E. 2021/10233 K. 2025/888 T. 5.3.2025
  14. Danıştay 2. D., E. 2021/10192 K. 2025/3812 T. 22.9.2025

Son Makaleler

Yayınımız Var!

Geri Gönderme Merkezlerinde İnsan Hakları Hukukuna İlişkin Temel Sorunlar

Çalışma, devletlerin göçü kontrol, sınırlandırma, caydırma, göçmenliğin niteliğinin tespiti, belgelerin tasdiki, sınır dışı gibi resmi veya gayri resmi saiklerle idari gözetim altına alınması sürecini insan hakları bağlamında ele almaktadır..