Av. Kubilay REŞBER Hukuk Bürosu

Deneyim, İlgi ve Çözüm Odaklı Yaklaşım

Malul Sayılmayan Gazilere İlişkin Kanun Değişikliği

Şehit Aileleri ve Gazilerin Haklarına Yönelik Kanun Değişikliği Neler Getirdi? Yaşanacak Sorunlara Kısa bir Bakış

Şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik düzenlemeleri içeren kanun teklifi TBMM genel kurulunda kabul edildi. Şehit aileleri ve gazilere yönelik bu kanun teklifinin TBMM’de yasalaşması, uzun yıllardır beklenilen bir adım olması bakımından önemli ve dikkate değerdir. Ancak yasanın özellikle Geçici Madde 20 başta olmak üzere bazı kritik düzenlemeleri, uygulamada ciddi sorunlara zemin hazırlamaktadır.

Şehit Aileleri ve Gazilere Yönelik Kanun Teklifinin İçeriği

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen ve yasalaşan şehit aileleri ve gazilerin haklarına yönelik kanun teklifinin içeriğine kısaca bir bakalım.

Madde 1: Hayatını kaybeden tüm vazife malullerinin (şehitlerin) ana ve babalarına bağlanacak toplam aylık tutarı, net asgari ücretten az olamayacak.

Madde 2: Bakıma muhtaç gazi ve malullere ödenen ücret, net asgari ücretin 2 katından 2,5 katına çıkarıldı.

Madde 3: Vazife malulü er, erbaş, güvenlik korucusu, öğrenci ve sivillerin aylıkları; eğitim durumlarına göre belirlenen derece ve kademeler üzerinden artırılarak böylece aylıklarda iyileştirme yapılacaktır.

Madde 4: 684 sayılı KHK ile Terörle Mücadele Kanununa eklenen Ek Madde 3’e göre aylık bağlananların aylıklarında artış yapıldı. Ayrıca bu kişilere 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş
Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda sağlanan diğer haklardan ücretsiz seyahat, elektrik ve su indirimi gibi haklar tanındı.

Madde 5: Terörle mücadele sırasında yaralanan (basit tıbbi müdahale ile geçmeyecek düzeyde) ancak malul sayılmayan askeri personel, polis, MİT mensubu, öğrenci ve koruculara özel bir aylık (17.135 gösterge rakamı üzerinden) bağlanacak. Geçmişteki olaylar için bu haktan yararlanmak isteyenlerin 1 yıl içinde başvurması gerekiyor. Bu madde 1/9/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulanacaktır.

Madde 6: Er ve erbaşların yeniden muayene hakkına ilişkin yaş sınırı 55 yaş olarak belirlendi.

Madde 7: 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde yaralanan ancak malul sayılmayan veya derece tespiti yapılmayan kamu görevlileri ve sivillere de aynı gösterge (17.135) üzerinden aylık bağlanacak.

Yukarıda yer verilen şehit ve gazilere ilişkin kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Yasalaşan bu teklifin 5 ve 7’nci maddesi dikkate değer olduğu için ayrıca ve detaylı ele almamız gerekmektedir.

Malul Sayılmayan Gazilere Aylık Hakkı: Geçici Madde 20

Bilindiği üzere terörle mücadele görevlerinde yaralanan ancak “malul sayılmayan” kişilerin durumu uzun zamandır tartışma konusuydu. Bu konudaki ilk adım 2017 yılında atılmış ve Terörle Mücadele Kanununa Ek Madde 3 eklenmişti. Böylece oldukça eski tarihli 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamnameye göre 1-6 arasında bir dereceye girebilenlere aylık bağlanmıştı. Ancak yaralanma sonrası sakatlıkları bu Nizamnameye bile giremeyen kişilere aylık bağlanmamaktaydı. Kanun Teklifinin 5’nci maddesi bu sorunu kısmen çözdü ve Kanuna Geçici Madde 20’yi ekleyerek bazı şartlar kapsamında “malul sayılmayan” gazilere aylık bağlanmasının önünü açtı.

Malul Sayılmayan Gazilere İlişkin Yeni Şartlar Nelerdir?

Kanun değişikliği kimleri kapsıyor?

Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dâhil askerî personeli, Millî İstihbarat Teşkilatı mensupları. Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup personeli ile güvenlik korucuları bahse konu düzenleme kapsamındadır. Sayılan meslek mensuplarının malul sayılmamış olması veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılamamış olması gerekir. Diğer bir deyişle ciddi düzeyde yaralanmadığı için aylık bağlanmamış olmalıdır.

Yaralanmanın şekli nasıl olmalı?

Öncelikle yaralanmanın 3713 sayılı Kanun kapsamında yürütülen terörle mücadele görevlerinin ifası sırasında ortaya çıkması gerekmektedir. O halde terörle mücadele faaliyetleri dışında yaralanan kişiler bu düzenleme kapsamı dışındadır. Yaralanma terör eylemleri sonucu ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya benzerî mühimmatın vücutta penetran yaralanmaya neden olduğu ya da ateşli silah, el yapımı patlayıcı (EYP), mayın, havan, roket, el bombası, şarapnel veya benzeri patlayıcı mühimmatın etkisiyle veya bunların oluşturduğu blast ve termal etki sonucu meydana gelmeli veya terör örgütü mensuplarının kesici, delici, ezici veya benzeri yakın muharebe niteliğindeki saldırılan sonucu meydana gelmeli. Buna göre;
1- Mekanik/Fiziksel Travmalar: Ateşli silah, mermi veya şarapnel kaynaklı penetran (nüfuz edici) yaralanmalar.
2- Patlayıcı Etkileri: EYP, mayın, roket gibi mühimmatın doğrudan etkisi veya bunların oluşturduğu blast (basınç) ve termal (ısı/yanık) etkiler.
3- Yakın Muharebe: Kesici, delici veya ezici fiziki saldırılar. Yasa kapsamındadır.

Yaralanmanın boyutu ne olmalı?

Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınarak, olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma niteliği taşıması gerekir. Yaralanmanın hafif nitelikte olup olmadığı tespit edilirken Adli Tıp Kurumunca kullanılan “Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi”nde yer alan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınacaktır.

İlliyet bağı

Mevcut sağlık durumu ile olay tarihindeki yaralanma arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Diğer bir deyişle kişideki mevcut yaralanma terörle mücadeleden kaynaklı olmalıdır.

Kanun Kapsamında Başvuru Nasıl Yapılacaktır?

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen Geçici Madde 20’ye göre Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dâhil askerî personeli, Millî İstihbarat Teşkilatı mensupları. Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup personeli ile güvenlik korucuları olay tarihindeki mensubu oldukları kuruma bu madde kapsamında başvuru yapacaktır. Örneğin 1998 yılında askerlik yapan bir er bu konudaki başvurusunu Milli Savunma Bakanlığına yapacaktır.

Başvuru Süresi Konusundaki Sınıra Dikkat Edilmeli!

Bu yasa sadece yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayları kapsamaktadır. Hak sahiplerinin, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde eski kurumlarına başvuru yapması zorunludur. Yeni olaylar için bu maddeye göre başvuru yapılamaz.

Başvuru Üzerine Kurum Ne Şekilde Hareket Edecektir?

Başvurusu üzerine olay tarihinde mensubu olunan kurum tarafından ön değerlendirme yapılacaktır. Bu aşamada yaralanmanın bu madde kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi halinde ilgili bilgi ve belgeler ile birlikte kişi Sağlık Bakanlığınca belirlenen hastanelere sevk edilecektir.

İlgili hastanelerce, olay tarihindeki yaralanmanın bu madde kapsamında olup olmadığına ilişkin, mevcut tıbbî kayıtlar ve diğer sağlık belgeleri esas alınarak sağlık kurulu raporu düzenlenecektir. Sağlık Kurulu tarafından yaralanmanın hafif nitelikte olup olmadığı tespit edilirken Adli Tıp Kurumunca kullanılan “Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi”nde yer alan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınacaktır. Sağlık kurulu tarafından bu madde kapsamında olduğu tespit edilenlere ilişkin sağlık kurulu raporu ile diğer bilgi ve belgeler aylık bağlanması amacıyla ilgili kurum tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilecektir.

Ne Kadar Aylık Bağlanacak?

Başvuru tarihini takip eden aybaşından(ayın onbeşi) itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacaktır.

Aylık Bağlanmamış olan 15 Temmuz Gazilerine İlişkin Düzenleme

Değişiklikle 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 14 üncü maddesine ikinci fıkra eklenmiştir. Buna göre; 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemi ile bu eylemin devamı niteliğindeki eylemler sebebiyle malul olan kamu görevlileri ve siviller ile bu eylemlerin devamı niteliğindeki eylemlerin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada yaralanan kamu görevlileri ve sivillerden malul sayılmayan veya Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayanların kendilerine 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda aylık bağlanacaktır. 15 Temmuz gazilerine yönelik bu düzenlemede yaralanma yeteli görülmüş, hafif olmayan -hafif olan yaralanma ayrımı yapılmamıştır. O halde 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsüne bağlı olarak hafif yaralanan bir kişi dahi bu kapsamda aylığa hak kazanacaktır.

Terör Malulleri ile İlgili Düzenlemedeki Sorunlar

TBMM Genel Kurulunda Yasalaşan Geçici Madde 20 sonrası Terörle Mücadele Kanunundan faydalanacak hak sahipleri 3’e ayrılmış durumdadır.

  • Malul sayılanlar(görev yapamayacak veya sınıf değiştirecek düzeyde sakatlık)
  • 1053 sayılı Nizamnameye göre derece tespiti yapılanlar(Ek Madde 3)
  • Malul sayılmamakla birlikte şartları sağlayanlar (Geçici Madde 20)

3713 sayılı Kanuna eklenecek olan Geçici Madde 20 kapsamında şartları sağlayan ve aylık bağlanan kişiler vazife malulü sayılacak mıdır? İlk bakışta aylık bağlanması tek başına vazife malulü(gazilik) statüsü olarak anlaşılsa da madde metninde doğrudan bir atıf bulunmaması bu konuda sorunlara neden olacaktır.

Zira 2/1/2017 tarihinde Kanuna eklenen Ek Madde 3’te “bu aylıklar hakkında vazife malullüğü aylığı hükümleri uygulanır” şeklindeki fıkrayla doğrudan vazife malullüğü aylığına atıf yapılmıştır. Ancak Geçici Madde 20’de bu atfın yapılmaması Ek Madde 1 kapsamında istihdam hakkının kullanılmasında sorunlara neden olabilecektir. Elbette bu konuda sorun olup olmayacağı ilgili Kurumların uygulamasından anlaşılacaktır. Ancak 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun’a atıf yapılarak yetinilmesi bu bakımdan kafa karıştırıcıdır. Buradaki amaç Geçici Madde 20 kapsamında olanların 3713 sayılı Kanunun vermiş olduğu çeşitli haklardan yararlandırmamak mıdır?

Bir diğer konu hak sahibinin başvurusu üzerine çalıştığı kurum tarafından hastaneye sevk süreci ve yaralanmasının niteliğinin tespiti konusudur. Hak sahibi en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu tarafından muayene edilecektir. Olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma olup olmadığı tespit edilirken “Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi” esas alınacak olması belirsizliği azaltsa da bu konuda da sorunlar olacaktır. Hafif olmayan nitelikte yaralanmadan kasıt “basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek” düzeyde olan yaralanma mıdır?1 Yine 15 Temmuz Gazileri bakımından yaralanmanın boyutunda ayrıma gidilmemesi ile terör malulleri bakımından bir eşitsizlik oluşturulmuştur.

Düzenlemede yaralanmanın şekli maddede detaylıca açıklanmış ve düzenleme tamamen fiziksel, mekanik ve termal travmalar üzerine kurgulanmıştır. Buna göre; 1- Mekanik/Fiziksel Travmalar: Ateşli silah, mermi veya şarapnel kaynaklı penetran (nüfuz edici) yaralanmalar. 2- Patlayıcı Etkileri: EYP, mayın, roket gibi mühimmatın doğrudan etkisi veya bunların oluşturduğu blast (basınç) ve termal (ısı/yanık) etkiler. 3- Yakın Muharebe: Kesici, delici veya ezici fiziki saldırılar. Yasa kapsamındadır. Bu kapsamda penetran yaralanma; ateşli silah mermi çekirdeği, şarapnel veya benzeri mühimmatın vücuda girerek penetrasyon oluşturduğu, mühimmatın vücut içerisinde kaldığı, vücuda girip çıktığı veya tıbbî müdahale ile vücuttan çıkarıldığı yaralanmaları ifade etmektedir. Örneğin terörle mücadele kapsamında askeri araçla intikal halinde kaza geçiren ve hafif olmayan nitelikte yaralanan personel görünüşe göre bu düzenlemeden faydalanamayacaktır. Veyahut yürüyüş esnasında düşen, görev şartlarından ötürü hasta olan çeşitli yaralanmalara maruz kalan personel kapsam dışındadır. Bu sorunların ortaya çıkmasının nedeni yasal çerçevenin bilfiil terörist tarafından silahla yaralanmaya indirgenmiş olmasıdır.

Geçici Madde 20’nin uygulanması aşamasında “illiyet bağının tespitinin” sağlık kuruluna bırakılması da sorunlu bir nokta olacaktır. Olay tarihindeki yaralanmanın bu madde kapsamında olup olmadığı yani mevcut sağlık durumu ile olay tarihindeki yaralanma arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı sağlık kurulunca tespit edilecektir. Ancak hak sahiplerinin çoğunlukla 90’lı yıllarda yaralanmış olmaları, olay tutanaklarının olmaması, tıbbi belgelerin kaybedilmiş olması, ilgili kurumlardan alınamaması gibi nedenlerden ötürü ispat sorunları yaşanacaktır. İlliyet bağı konusu değerlendirilirken tıbbi döküman eksikliği, olay tutanağının olmaması durumlarında sağlık kurullarının takındığı gereksiz katı tutum bu konuda sorunlara neden olacaktır.

Öte yandan yaralanmanın şekli maddede detaylıca açıklanmış ve düzenleme tamamen fiziksel, mekanik ve termal travmalar üzerine kurgulanmıştır. Dolayısıyla, çatışma veya terör eylemi ortamında bulunmaktan kaynaklanan, ancak yukarıda sayılan türde somut bir fiziki veya blast etkisi içermeyen psikiyatrik rahatsızlıklar bu özel düzenlemenin dışında kalmaktadır. Eğer ortaya çıkan psikiyatrik veya nörolojik tablo, bizzat kanunda sayılan fiziksel bir travmanın organik bir komplikasyonu ise (örneğin şiddetli bir blast etkisine bağlı olarak gelişen organik beyin hasarı ve buna eşlik eden psikiyatrik semptomlar), adli tıp uzmanı içeren sağlık kurulu raporunda bu illiyet bağının somutlaştırılması şartıyla durumun kapsam dahilinde değerlendirilmesi hukuken tartışılabilir. Ancak travmatik olayın yarattığı salt ruhsal çöküntüler bu madde kapsamında değerlendirilmeyecektir.2

Ayrıca malul sayılmayan gazilere başvuru yapma konusunda 1 yıllık bir süre sınırı konulmuş olması da sorunlara neden olacaktır. Açıkçası bu husustaki süre sınırının amacı nedir anlayabilmiş değiliz.

Sonuç Değerlendirmemiz

Özetle; yasal düzenleme mali iyileştirmeler ve sembolik hak genişletmeleri açısından olumlu bir adımdır. Ancak Geçici Madde 20’nin kaleme alınış biçimi, yaralanma kriterlerindeki eşitsizlik, istihdam hakkı belirsizliği, kaza/psikolojik rahatsızlıkların dışarıda tutulması ve 1 yıllık dar başvuru süresi nedeniyle büyük bir idari dava ve yargı yükü doğuracaktır. Uygulamada kurumların yönetmelik veya genelgelerle bu muğlaklıkları gaziler lehine esnetmesi ya da ek bir kanuni düzenlemeyle eksikliklerin giderilmesi gerekecektir. Bu kanun, yıllarca bekletilen bir borcun kısmen ödenmesi olarak değerlendirilmelidir. Ancak iyi niyetle hazırlandığı anlaşılan düzenleme, teknik eksiklikler ve dar kapsamlı tanımlar nedeniyle uygulamada yargı önünde sıklıkla tartışılacak bir metin olmaya adaydır. Özellikle Geçici Madde 20’nin lafzı, hakkaniyet kaygısından çok bütçe kaygısıyla kaleme alındığı izlenimini uyandırmaktadır. İleride çıkarılacak yönetmelik ve genelgelerle bu boşlukların giderilmesi mümkündür; ancak yasal çerçevenin kendisindeki yetersizlikler idari düzenlemelerle tam anlamıyla aşılamaz. Uzun vadede kapsamlı bir yasal reform kaçınılmaz görünmektedir.

Av. Kubilay REŞBER

  1. Aktaş, Ekin Özgür, and Ahsen Kaya. “Yaralama suçlarının adli tıbbi değerlendirilmesinde kullanılan kılavuza bakış.” The Bulletin of Legal Medicine 22.1 (2017): 45-53. ↩︎
  2. Güler, Hülya, and Ahsen Kaya. “Türk Ceza Kanununda tanımlanan yaralama suçları ile ilgili adli rapor düzenlenirken psikiyatri hekimlerinin cevaplaması istenen sorular.” Anadolu Psikiyatri Dergisi 20.6 (2019): 670-670. ↩︎

Son Makaleler

Yayınımız Var!

Geri Gönderme Merkezlerinde İnsan Hakları Hukukuna İlişkin Temel Sorunlar

Çalışma, devletlerin göçü kontrol, sınırlandırma, caydırma, göçmenliğin niteliğinin tespiti, belgelerin tasdiki, sınır dışı gibi resmi veya gayri resmi saiklerle idari gözetim altına alınması sürecini insan hakları bağlamında ele almaktadır..