657 sayılı Kanuna tabi bir memurun göreve başladıktan sonra yerinin değiştirilmesi, tayini, ataması veyahut naklen ataması pratikte aynı sonuca işaret eder. Memur gönüllü veya gönülsüz bir yerden başka bir yere nakledilir ve burada çalışmaya başlar. Bu süreç memurun talebi ve idarenin buna uygun atama kararı ile gerçekleştiyse çoğu zaman bir uyuşmazlık doğmaz. Ancak memurun atama talebinin kabul edilmemesi veyahut idarenin kimi saiklerle naklen atama yapması bir gönülsüzlük ortaya çıkardığı için mahkemeler önünde dava konusu edilebilir. Bu yazımızda özellikle idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinin hukuki yönünü ele alacağız.
Yazının İçeriği
ToggleNaklen Atama/Yer Değişikliği Nedir?
Naklen atama/yer değişikliği, halen görevde olan bir memurun mevcut kadrosundan başka bir kadroya atanmasıdır. Atama başka bir yere, başka bir göreve ya da her ikisine birden olabilir. Memuriyete ilk girişte yapılan atamadan farkı, memuriyet ilişkisinin kesilmeden devam etmesidir. Değişen yalnızca memurun kadrosu, görev yeri veya unvanıdır.
Kurum içi naklen atama 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76. Maddesinde düzenlenmiştir. Kurum, memuru kazanılmış hak aylık derecesine eşit ya da daha üst dereceli bir kadroya atayabilir. Kazanılmış hak derecesinin altındaki bir kadroya atama ise ancak memurun isteğiyle ve en çok üç derece aşağıya yapılabilir.
Uygulamada naklen atama üç biçimde yapılır:
- Memurun isteğiyle: Olağan yer değiştirme talebi ya da sağlık, aile birliği, can güvenliği ve engellilik mazeretleri gibi durumlarda naklen atama söz konusu olabilir.
- Zorunlu yer değiştirme: Bir hizmet bölgesindeki zorunlu çalışma süresi dolduğunda yapılır.
- Hizmet gereği, idarenin kendiliğinden (resen) yaptığı atama: Örneğin hakkındaki soruşturma sonucunda memurun o yerde kalması sakıncalı görülmüşse naklen atama yapılabilir.
Naklen atanmaya ilişkin kurallar ve kriterler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “hizmet şartları ve şekilleri” başlıklı IV. kısmı başlığı altında yer alan “yer değiştirme” isimli üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. (madde 72, 73, 74, 76)
Devlet memurlarının naklen atanması, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 76. maddesiyle idareye tanınan geniş bir takdir yetkisine dayanmaktadır. Bu yetkinin kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu ise idari yargının yerleşik içtihadıyla kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi de son yıllarda verdiği bireysel başvuru kararlarında atama işlemlerinin aile hayatına ve özel hayata saygı hakkı bakımından doğurduğu sonuçları denetim konusu yapmakta ve derece mahkemelerinden ilgili ve yeterli gerekçe beklemektedir.
Memurun ilk ataması ile naklen atanması birbirinden farklıdır. İlk atama kamu kurum ve kuruluşlarının belirlediği kriterleri taşıyan kişilere memuriyet statüsü kazandırılması iken naklen atama bu statü kazanıldıktan sonra mekânsal bir yer değişikliğini ifade eder.
Memur Atamalarında Yasal Çerçeve
A. Anayasal Çerçeve
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca memurların ve diğer kamu görevlilerinin atanmaları ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Naklen atama işlemleri bu nedenle kanunilik ilkesine tabidir.
Atama işlemlerinin temel haklarla ilişkisi bakımından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile ailenin korunmasını düzenleyen 41. maddesi belirleyicidir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği 41. maddenin, aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğini kabul etmektedir.
Anayasa’nın 125. maddesinin dördüncü fıkrası ise yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olduğunu ve takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceğini öngörmektedir. Naklen atama davalarında yargısal denetim, bu sınır içinde işlemin sebep ve amaç unsurları üzerinden yapılmaktadır.
B. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu
Kurum içi naklen atamanın temel dayanağı 657 sayılı Kanun’un 76. maddesidir. Maddenin birinci fıkrasına göre kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilir. Kazanılmış hak derecesinin altındaki bir kadroya atama ise ancak memurun isteği hâlinde ve en çok üç derece aşağıya yapılabilir.
Kanun’un 72. maddesi, yer değiştirme suretiyle atamaların hizmetlerin gereklerine ve özelliklerine göre, benzerlik ve yakınlık gösteren iller gruplandırılarak belirlenen bölgeler arasında “adil ve dengeli bir sistem içinde” yapılmasını öngörmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, yeniden veya yer değiştirme suretiyle yapılacak atamalarda “aile birimini muhafaza etmek bakımından” kurumlar arasında koordinasyon sağlanarak memur olan diğer eşin de isteği hâlinde atamaya tabi tutulan memurun atandığı yere atanmasını düzenlemektedir. 6518 sayılı Kanun’la eklenen fıkra uyarınca kendisi, eşi veya bakmakla yükümlü olduğu birinci derece kan hısımları engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenleme yapılması zorunludur.
Kurumlar arası nakil ise Kanun’un 74. maddesinde düzenlenmiş olup kurumların muvafakatine bağlıdır.
C. Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik
657 sayılı Kanun’un 72. maddesine dayanılarak çıkarılan ve 25.06.1983 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelik, yer değiştirme suretiyle atamanın genel esaslarını belirlemektedir. Yönetmelik’in 4. maddesi, atamalarda kadro imkânlarının göz önünde bulundurulmasını ve memurların bölgeler arasında adil ve dengeli dağılımının sağlanmasını temel ilke olarak öngörmektedir. 5. madde uyarınca hizmet bölgelerindeki zorunlu çalışma süresi en az iki yıl olmak üzere kurumlarca belirlenir; 8. madde uyarınca atamalar kural olarak her yılın Haziran-Eylül döneminde yapılır.
Zorunlu çalışma süresi tamamlanmadan yer değişikliği iki durumda mümkündür. Yönetmelik’in 11. maddesine göre hakkında adli veya idari bir soruşturma yapılmış ve bu soruşturma sonucunda o yerde kalmasında sakınca görülmüş olan memur, hizmetin gereği olarak ve atama dönemi beklenmeksizin başka bir yere atanabilir. 12. madde ise sağlık, aile birliği ve can güvenliği mazeretlerinin belgelendirilmesi hâlinde memurun isteği üzerine yer değişikliğine imkân tanımakta; 13, 14 ve 14/A maddeleri bu mazeretlerin koşullarını düzenlemektedir. Ek 3. madde uyarınca engellilik durumu devam ettiği sürece memurun yeri kurumlarca isteği dışında değiştirilemez.
Yönetmelik’in 28. maddesi, kurumların özel yönetmeliklerinde genel Yönetmelik’e aykırı hükümlere yer verilemeyeceğini öngörmekle birlikte mülki idare amirliği, emniyet, jandarma ve sahil güvenlik hizmetleri sınıflarına dahil personel hakkında kendi özel yönetmeliklerinin uygulanmasına devam edileceğini düzenlemektedir. Yani her kurum ana Yönetmeliğe aykırı olmamak kaydıyla kendi naklen atama yönetmeliğini hazırlayabilecektir.
D. Sendikal Güvence
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 18. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kamu işvereni; işyeri sendika temsilcisi, sendika işyeri temsilcisi, sendika il ve ilçe temsilcisi ile sendika ve sendika şube yöneticilerinin işyerini sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştiremez. Aynı maddenin son fıkrasına göre tayin veya sair hâllerde görevlinin mahkemeye başvurması durumunda, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar sendikadaki görevi devam eder.
Atama İptal Davası Emsal Kararlar ve İlkeler
A. Takdir Yetkisinin Kamu Yararı ve Hizmet Gerekleriyle Sınırlılığı
Danıştayın yerleşik içtihadına göre 657 sayılı Kanun’un 76. maddesi idareye naklen atama konusunda takdir yetkisi tanımakla birlikte bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Danıştay İkinci Dairesinin kararlarında tekrarlanan ifadeyle:“…bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.” (Danıştay 2. Dairesi, E.2016/8599, K.2019/6854, T.04.12.2019)
Danıştay, atama işleminin amacını da şu şekilde tanımlamaktadır: “Atama işlemi, kamu hizmetinin rasyonel ve verimli bir biçimde görülmesi için tesis edilmesi gereken bir tasarruf olduğundan, bunun, hizmetin en iyi şekilde yerine getirilmesi ve kamu görevlisinin en yararlı olabileceği yer ve görevde çalıştırılması maksatlarıyla yapılması, nihayet kamu yararının sağlanması amacına dayalı bulunması gerekmektedir.”(Danıştay 2. Dairesi, E.2021/15231, K.2022/951, T.02.03.2022)
Takdir yetkisinin kapsamı, kadronun üst düzey nitelikte olmasına göre de genişletilmemektedir. Danıştay İkinci Dairesi, daire başkanlığı kadrosunun üst düzey kadro olması nedeniyle idarenin atama ve görevden alma konusundaki takdir yetkisinin daha geniş olduğu yönündeki ilk derece mahkemesi değerlendirmesinde hukuki isabet bulunmadığını belirtmiş; davanın reddine ilişkin kararı ise diğer gerekçesi yönünden hukuka uygun bulmuştur (Danıştay 2. Dairesi, E.2021/18276, K.2022/981, T.02.03.2022).
B. Somut ve Hukuken Geçerli Sebep Gerekliliği
Takdir yetkisine dayanan işlemler de hukuken geçerli sebeplere dayanmak zorundadır. Danıştay Beşinci Dairesi bu ilkeyi, “takdir yetkisine dayalı olarak tesis edilen işlemlerin hukuken geçerli sebeplere dayanması gerektiği İdare Hukukunun bilinen ilkelerindendir” şeklinde ifade etmiştir (Danıştay 5. Dairesi, E.1998/2342, K.1999/853, T.07.04.1999).
Bu ilkenin uygulaması olarak Danıştay İkinci Dairesi, daire başkanlığından alınarak uzman kadrosuna atanan davacı hakkında görevini aksattığı, başarısız olduğu ya da görevde kalmasında sakınca bulunduğu yönünde hukuken geçerli somut bilgi ve belgeye dayanılmaksızın, sadece takdir yetkisine bağlı olarak işlem tesis edildiğini tespit etmiş ve davanın reddine ilişkin bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur (Danıştay 2. Dairesi, E.2021/15231, K.2022/951, T.02.03.2022).
Aynı yaklaşım, sendika şube başkanı olan memurun aynı belediye bünyesinde başka bir müdürlüğe atanmasına ilişkin uyuşmazlıkta da benimsenmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi, aynı idare bünyesindeki başka bir birimin 4688 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca işyeri kavramına dahil olduğunu ve bu nedenle Kanun’un 18. maddesi yönünden işyeri değişikliği bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte, 21 yıldır aynı birimde çalışan davacının 246 personel arasından görevinden alınmasını gerektirecek bir olumsuzluğu ileri sürülmeden veya hukuken kabul edilebilir bir neden ortaya konulmadan, “salt takdir yetkisinden bahisle” atanmasını hukuka aykırı bulmuş ve davanın reddine ilişkin kararı bozmuştur (Danıştay 5. Dairesi, E.2006/5349, K.2009/270, T.26.01.2009). Kararın gerekçesine katılmayan üye ise işlemin öncelikle 4688 sayılı Kanun’un 18. maddesine aykırı olduğu görüşündedir.
Özel hayata ilişkin davranışların atama işlemine dayanak yapıldığı bir uyuşmazlıkta da Danıştay İkinci Dairesi, davacının davranışlarını alenileştirdiğine ya da bu davranışların mesleğine olumsuz yansıdığına veya kamu hizmetinin düzenli yürütülmesini olumsuz etkilediğine dair somut bilgi ve belge sunulamadığı gerekçesiyle atama işlemini hukuka aykırı bulmuştur (Danıştay 2. Dairesi, E.2020/995, K.2021/102, T.07.01.2021; aktaran: AYM, Elif Güneysu, B. No: 2017/31733, 07.10.2021, § 22).
Buna karşılık idarenin takdir yetkisini hizmet gereklerine aykırı kullandığına dair bilgi ve belge bulunmayan dosyalarda Danıştay, işlemi iptal eden kararları bozmaktadır (Danıştay 2. Dairesi, E.2019/472, K.2020/4075, T.30.12.2020; Danıştay 2. Dairesi, E.2020/60, K.2021/22, T.05.01.2021). Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde uyuşmazlığın sonucunu belirleyen unsurun dosyaya yansıyan bilgi ve belgeler olduğu görülmektedir. Kamu yararı ve hizmet gereği ibaresi tek başına işlemi hukuka uygun kılmadığı gibi, takdir yetkisinin varlığı da tek başına iptal sebebi oluşturmamaktadır.,
İdare bir atamaya memurun bazı olumsuz yönlerini gerekçe gösteriyorsa bu durumda bu gerekçeleri somut bilgi ve belgelerle ispatlamalıdır. “İdarenin, hakkında disiplin soruşturması yapılan kamu görevlisinin soruşturma konusu eylemlerinin yürüttüğü görev yönünden sakınca yarattığı hallerde naklen atama işlemi gerçekleştirilebileceği tabii ise de, davacının yürüttüğü göreve ilişkin olarak hakkında tesis edilen atama işlemini haklı kılacak nitelikte somut bir tespit yapılmadığı, davalı idarece ileri sürülen Tire Şubesi Teknik Amiri ile uyumlu ve koordinasyon içinde çalışmadığı ve verimsiz olduğu iddiaların da somut bilgi ve belgelerle ispatlanamadığı, davacının uyum ve koordinasyon içinde çalışmadığı ve verimsiz olduğuna yönelik basında çıkan haberler ile davacının çalıştığı dönem ile sonrasında yapılan açıklamaların ve yapılan işlerin iki katına çıktığını gösteren Değerlendirme ve Yönetim Sisteminden alınan raporların doğrudan atama işlemine dayanak alınabilecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, kamu yararı ve hizmet gereği olarak görev yerinin değiştirilmesini gerektirecek hiç bir somut gerekçe ve sebep ortaya konulmaksızın, davacının İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdür Yardımcılığı emrine görevlendirilmesine ilişkin dava konusu işlemde sebep ve maksat yönlerinden hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.” (İzmir BİM 1. İdare Dava Dairesi, 16.01.2019 tarihli ve 2018/552 E., 2019/35 K. sayılı kararı)
Memurun hakkında sadece iddia niteliğinde, soyut ve sabit olmayan duyumlar naklen atamaya neden olamaz. “kamu görevlilerinin bulunduğu yerde görev yapma kabiliyetini ortadan kaldıracak ve görev yerlerinin değiştirilmesini haklı ve gerekli kılabilecek ağırlıkta ve mahiyetteki iddia ve isnatların, her türlü şüpheden uzak, somut ve hukuken geçerli delillerle kesin olarak ortaya konulması gerektiği, kamu görevlileri hakkında ileri sürülen iddialar gerçek olmasa dahi, ileri sürülmesinin bile haklarında atama işleminin tesisi için yeterli görülmesi gibi bir yaklaşımın benimsenmesi halinde ise asılsız ve delillendirilmemiş ithamlara maruz kalan kamu görevlilerinin salt soyut isnatlara dayanılmak suretiyle görev yerlerinin değiştirilmesinin olanaklı hale gelmesine sebep olacağı ve haklarında ileri sürülen isnatların gerçeği yansıttığına dair kamuoyu algısının oluşmasına da meydan verilebileceği, dolayısıyla da kamu görevlilerinin haklarında ileri sürülen ve sübuta erdirilmeyen iddialar nedeniyle değil, esasen bu iddiaların üzerlerine atılı kalması nedeniyle yıpranabilecekleri ve sadece mevcut görev yerlerinde değil, atandıkları yeni görev yerlerinde de etkin ve verimli kamu hizmeti sunabilmelerinin zorlaşacağının açık olduğu”(İzmir BİM 1. İdare Dava Dairesi, 24.10.2017 tarihli ve 2017/806 E., 2017/1075 K. sayılı kararı)
B. Naklen Atama ile Disiplin Yaptırımı Arasındaki İlişki
Naklen atamanın disiplin cezası yerine veya disiplin cezasına ek bir yaptırım olarak kullanılıp kullanılamayacağı, uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir.
Danıştay Beşinci Dairesi, görevinde başarısızlığı ileri sürülmeyen ve sicilleri olumlu olan sendika şube başkanının, disiplin cezası verilmiş eylemleri gerekçe gösterilerek ayrıca başka bir yere atanmasını şu gerekçeyle hukuka aykırı bulmuştur:“…bu eylemlerinin disiplin cezası verilmesini gerektirir nitelikte olması ve bu cezaların verilmiş bulunması karşısında, ayrıca bu eylemlerinin naklen atanmaya da gerekçe alınması, atamanın cezalandırma amacı taşıdığını göstermekte olup söz konusu cezaların dava konusu işlemin sebep unsuru olarak kabul edilmesine imkan bulunmadığından…”(Danıştay 5. Dairesi, E.1998/2342, K.1999/853, T.07.04.1999)
Benzer şekilde, işlemden çok önce alınmış uyarma ve kınama cezalarının atama işleminin tesisini yeterli kılacak nitelik ve ağırlıkta olmadığı kabul edilmiştir (Danıştay 5. Dairesi, E.2013/9212, K.2015/9903, T.03.12.2015). Atama işleminin bir alt ceza gibi uygulanmaması gerektiği gerekçesiyle verilen iptal kararı da Danıştay İkinci Dairesince onanmıştır (Danıştay 2. Dairesi, E.2012/2577, K.2014/12119, T.09.12.2014; aktaran: AYM, Elif Güneysu, § 23).
Memurun Verimliliğini Düşüren Olaylarda Disiplin Cezası Olmasa da Atama Yapılabilir.
Bununla birlikte güncel içtihat, disiplin denetimi ile atama denetimini birbirinden ayırmaktadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, disiplin yargılamasında esas alınan ilkeler ile atama işleminde kullanılan takdir yetkisinin denetiminde esas alınan ilkelerin farklı olduğunu belirterek, disiplin cezaları kaldırılmış olsa dahi iş verimini olumsuz etkileyen olayların atama işlemine dayanak alınabileceğini kabul etmiştir (Danıştay İDDK, E.2021/816, K.2021/1254, T.21.06.2021). Disiplin soruşturmasındaki iddiaların sübut bulmadığı, ancak çalışanların çoğunluğunun dile getirdiği rahatsızlıkların ve daha önce yapılan yazılı uyarının dosyaya yansıdığı bir uyuşmazlıkta da atama işlemi hukuka uygun bulunmuştur (Danıştay 2. Dairesi, E.2018/2946, K.2021/38, T.06.01.2021; aktaran: AYM, Elif Güneysu, § 21). Birden çok kez yazılı olarak uyarılmasına ve disiplin cezalarıyla cezalandırılmasına rağmen disiplinsiz davranışlarını sürdürdüğü ve çalışma düzenini bozduğu dosya kapsamıyla sabit olan memurun başka bir il müdürlüğüne atanması da hukuka uygun görülmüş ve aksi yöndeki ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur (Danıştay 2. Dairesi, E.2016/13536, K.2020/1255, T.03.03.2020).
Örneğin Danıştay 5. D., E. 2016/26728 K. 2018/14094 T. 9.5.2018 kararında herhangi bir olumsuzluğu, disiplinsizliği veya başarısızlığı olmayan bir kısım emniyet personelinin atanmasında emniyet hizmetlerinin bu niteliği gereği idarenin takdir yetkisinin daha geniş olduğu, hali hazırda hizmetlerinden yeterince verim alınamadığından ihtiyaç duyulan başka kadroya/birimlere atanmaları durumunda daha etkin ve verimli olacakları değerlendirilen davacıları haksız bulmuştur.
Anayasa Mahkemesi de naklen atamanın bir yaptırım değil, kamu hizmetinin etkin işlemesini sağlamaya yönelik bir araç olduğunu vurgulamaktadır: “İdarenin bu konudaki geniş takdir yetkisinin sebebi ise esasen naklen atama işleminin kamu görevlileri üzerinde caydırıcı etki yaratacak bir yaptırım olarak değil kamu hizmetlerinin etkin şekilde işlemesini sağlamak amacıyla başvurulabilecek bir araç olarak öngörülmüş olmasıdır.” (AYM, Elif Güneysu, B. No: 2017/31733, 07.10.2021, § 50)
Bu durumda memurun atanması konusunda belirleyici ölçütün disiplin cezasının varlığı veya yokluğu değil, memurun o yerde görevine devam etmesinin kamu hizmetinin işleyişi bakımından somut bir sakınca doğurup doğurmadığı olduğu görülmektedir. Atama işlemi bu sakıncayı gidermeye değil fiili cezalandırmaya yöneldiğinde, amaç unsuru yönünden hukuka aykırı hâle gelmektedir.
D. Devam Eden Soruşturma Gerekçesiyle Yapılan Atamalar
Yönetmelik’in 11. maddesi hizmet gereği atamayı soruşturmanın sonucuna bağlamaktadır. Uygulamada ise atama işlemlerinin soruşturma sonuçlanmadan tesis edildiği görülmekte ve bu durum bölge idare mahkemeleri arasında farklı kararlara konu olmaktadır.
Adalet Bakanlığı taşra teşkilatında görevli memurların, haklarında başlatılan ve henüz sonuçlanmamış soruşturmalara konu fiilleri nedeniyle Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin 29. maddesi uyarınca hizmet gereği atanmalarına ilişkin uyuşmazlıklarda Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi, mevzuatta görevden uzaklaştırma tedbirinin öngörüldüğünü ve yürüyen soruşturmaların personelin başka bir birime atanmasını gerekçelendiremeyeceğini belirterek işlemleri iptal etmiştir (E.2017/4103, K.2018/483, T.27.03.2018; E.2018/30, K.2018/461, T.27.03.2018; E.2018/289, K.2018/924, T.17.05.2018; E.2018/672, K.2018/1141, T.12.06.2018). Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi ise soruşturmaya konu fiillerin ağırlığını ve çalışma düzenine etkisini değerlendirerek davayı reddetmiştir (E.2023/3014, K.2024/121, T.19.01.2024).
Bu aykırılığın giderilmesi istemi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, uyuşmazlığın çözümüne ilişkin ölçütü şu şekilde ortaya koymuştur “Bir kamu görevlisi hakkında, salt yürüyen bir soruşturmanın varlığı tek başına naklen atama işleminin gerekçesi olamasa da, adli ve idari soruşturma açılmasına sebep olan fiil ve hallerin değerlendirmesi yapılarak davacının bulunduğu yerde etkin ve verimli çalışma ortamının kalıp kalmadığı, çalışmaya devam etmesinin kamu hizmetinin işleyişi ile çalışma barışı ve huzurunun devamı bakımından sakıncalara sebep olup olmayacağı gibi hususların, yargı yerince değerlendirilmesi, atama işleminin hukuka uygunluk denetiminin yapılması bakımından zorunludur.” (Danıştay İDDK, E.2024/15, K.2024/47, T.14.10.2024)
Kurul kararında ortaya konulan ölçüt, yürüyen soruşturmanın varlığını tek başına yeterli görmemekle birlikte mahkemelerin soruşturma konusu fiilleri incelemeksizin karar vermesini de yeterli saymamakta; bu fiillerin hizmete etkisinin somut olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
E. Aile Birliği ve Sağlık Mazereti
Aile birliği mazereti, memura eşinin bulunduğu yere atanma konusunda mutlak bir hak tanımamaktadır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu hususu şu şekilde ifade etmiştir: “…bu düzenlemeler, eş durumu mazereti nedeniyle atanma talebinin başka herhangi bir kriter gözetilmeksizin olumlu olarak karşılanacağı anlamına gelmemekte, aynı zamanda mevzuatta, yer değiştirme suretiyle atamaların, kamu hizmetinin gereklerine, özelliklerine göre, kurumların hizmet ihtiyaçları ve boş kadro durumları değerlendirilerek yapılacağı da düzenlenmiş bulunmaktadır.” (Danıştay İDDK, E.2020/991, K.2020/3313, T.21.12.2020)
Kurul, eşinin görev yaptığı ilde davacının çalışabileceği boş kadro bulunmadığını ve davacının başka bir ilde birleşme talebinde de bulunmadığını dikkate alarak talebin reddini hukuka uygun bulmuştur. Karar oyçokluğuyla verilmiştir.
Öte yandan kurum yönetmeliklerinde aile birliği mazeretinin kapsamını haklı bir sebebe dayanmaksızın daraltan düzenlemeler iptal edilmektedir. Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin, eşi üniversitede görevli personel bakımından aile birliği mazeretini öğretim üyeleriyle sınırlayan ve bu nedenle öğretim üyesi dışındaki öğretim elemanlarını kapsam dışında bırakan 20. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi, eşitlik ilkesi ve aile bütünlüğünün korunması gerekçesiyle önce yürütmesi durdurulmuş, ardından iptal edilmiştir (Danıştay 2. Dairesi, E.2016/7252, K.2018/5677, T.17.10.2018; aktaran: Danıştay 2. Dairesi, E.2016/11183, K.2019/7198, T.17.12.2019).
Memurun kendisinin, eşinin veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinden birinin sağlık durumu yer değiştirme konusunda bir sıkıntı yaratıyorsa bu durum idarece göz önünde bulundurulacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Memur atama iptal davasına hangi mahkemeler bakar?
Memur atama iptal davalarına idare mahkemeleri bakar.
Atamalar iptal edilebilir mi?
Evet, memur atamaları (naklen atama işlemleri) idari yargı yoluyla iptal edilebilir. Ancak bu iptal kararının verilebilmesi için atamanın hukuka aykırı olduğunun mahkeme önünde kanıtlanması gerekir. Yukarıda belirtilen temel ilkeler çerçevesinde iptal edilebilirliğin şartları şunlardır:
- Takdir Yetkisinin Sınırlarının Aşılması: İdarenin 657 sayılı Kanun’un 76. maddesine dayanarak naklen atama konusunda geniş bir takdir yetkisi olsa da, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. İdare, atama işlemini “kamu yararı” ve “hizmet gerekleri” ilkelerine uygun yapmak zorundadır.
- Somut Gerekçe Eksikliği: İdare, atama gerekçesini soyut ifadelerle (örneğin sadece “hizmet gereği” diyerek) geçiştiremez. Eğer memurun o yerde kalmasının sakınca yarattığı somut bilgi, belge ve hukuki delillerle ispatlanamıyorsa, işlem sebep yönünden hukuka aykırı sayılarak iptal edilir.
- Cezalandırma Amacı Taşıması: Naklen atama, memur üzerinde caydırıcı bir baskı kurma, cezalandırma aracı veya disiplin cezasının ikincil bir yaptırımı olarak kullanılamaz. Atamanın bu amaçla yapıldığı tespit edilirse mahkemece iptal edilir.
- Hukuka Aykırı Soruşturma Gerekçeleri: Hakkında sadece yürüyen bir soruşturmanın olması tek başına atama için yeterli değildir; soruşturmaya konu fiillerin çalışma düzenini ve hizmeti nasıl aksattığı somut olarak ortaya konulmalıdır.
Özetle; memurların coğrafi teminatı olmasa da, idarenin keyfi, somut gerekçeden yoksun veya cezalandırma maksatlı yaptığı atamalar idare mahkemelerinde açılacak “atama iptal davası” ile iptal ettirilebilir.
Memur atamasının iptali için hangi dava açılabilir?
Memur atamasının iptali için idare mahkemelerinde “İptal Davası” açılabilir.
Atama iptal davası ne kadar sürer?
Atama iptal davaları ortalama 9 ay ila 12 ay arasında sürer. Ancak bu dava türünde yürütmeyi durdurma talep edilmişse ortalama 1,5-2 aylık bir sürede atama durdurulabilir.
Memur Ataması Durdurulabilir mi?
Memurların atanması, yer değişikliği diğer bir deyimle naklen atanması idare mahkemesinden yürütmeyi durdurma istenerek durdurulabilir. Bu sayede memur esas karar verilene kadar eski yerinde çalışmaya devam eder. Memur atamasının durdurulması için telafisi güç veya imkânsız zararların doğma ihtimali olmalıdır. Ayrıca idarenin yapmış olduğu atama işlemi ilk bakışta açıkça hukuka aykırı da olmalıdır.
Atama iptal davası açmak için hangi şartlar gereklidir?
Atama iptal davasında idari işlem olarak tesis edilmiş atamaya yetkili makamca onaylanmış bir atama kararı olması şarttır. Örneğin sadece atama teklifi yapılmış olması dava açmaya yetmez.
Disiplin cezasının yanında yer değişikliği/naklen atama da yapılabilir mi?
Naklen atama bir disiplin cezası veya ikincil yaptırım olarak uygulanamaz. Ancak memurun iş verimini düşüren veya çalışma düzenini bozan somut olaylar var ise idarece naklen atamaya gerekçe gösterilebilir. Disiplin cezası ile birlikte yapılan yer değişikliği kamu hizmetinin iyi yürütülmesi amacını taşıyorsa makul kabul edilir. Aksi halde cezalandırma amaçlı ise mahkemece iptal edilir.
Disiplin cezası verilmese bile naklen atama yapılabilir mi?
Evet, disiplin cezası verilmese dahi naklen atama yapılabilir.İdarenin 657 sayılı Kanun’un 76. maddesine dayanan geniş takdir yetkisi ile disiplin hukuku birbirinden ayrı değerlendirilmektedir. Güncel Danıştay içtihatlarına göre: Memura disiplin cezası verilmemiş olması veya verilen disiplin cezalarının hukuken kalkmış olması, idarenin naklen atama yapmasına engel değildir. Önemli olan husus, memurun o yerde görevine devam etmesinin kamu hizmetinin işleyişi bakımından somut bir sakınca doğurup doğurmadığıdır. İdare, disiplin cezası olmasa dahi çalışma düzenini bozan, iş verimini düşüren veya uyum sorunları yaratan durumları somut bilgi ve belgelerle ispatlayabildiği takdirde naklen atama işlemi tesis edebilir.
Memur atama iptal davasında başarı şansımı nasıl artırabilirim?
Danıştay içtihatları ve idari yargı ilkeleri çerçevesinde, memur atama iptal davasında başarı şansını artırmak için odaklanılması gereken stratejik noktalar şunlardır:
- İdarenin Gerekçesini Somut Delillerle Çürütün: İdarenin “hizmet gereği” veya “kamu yararı” gibi soyut ifadelerinin arkasındaki gerçek sebepleri sorgulayın. Eğer hakkınızda verimsizlik, uyumsuzluk veya başarısızlık iddiaları varsa, bunların somut bilgi ve belgelerle ispatlanıp ispatlanmadığını denetletin. İdarenin bu iddiaları somutlaştıramaması en güçlü iptal gerekçesidir.
- Soruşturma Süreci Varsa Zamanlamaya ve Fiillere Odaklanın: Atama, yürüyen bir soruşturmaya dayandırılmışsa; soruşturma sonuçlanmadan yapılan atamalarda, o soruşturma konusu fiillerin çalışma düzenini gerçekten bozup bozmadığını ve başka bir yere atanmanızı zorunlu kılıp kılmadığını yargı önünde tartışmaya açın.
- Cezalandırma Amacını (Gizli Disiplin Cezasını) İfşa Edin: Naklen atamanın bir kamu hizmeti aracı olmaktan çıkıp, üzerinizde caydırıcı bir baskı kurma, cezalandırma veya disiplin cezasının ikincil/gizli bir yaptırımı olarak uygulandığını gösteren emareleri (geçmişteki olaylar, zamanlama, sendikal faaliyetler vb.) dilekçenizde somutlaştırın.
- Özel Durumlarınızı ve Hak İhlallerini Vurgulayın: Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında özel hayata ve aile hayatına saygı hakkınızı (eş durumu, sağlık, engellilik mazeretleri vb.) savunurken, idarenin bu hakları kısıtlarken ölçülü davranmadığını ve yeterli/gerekçeli bir denge kurmadığını Anayasa Mahkemesi içtihatları ışığında ortaya koyun.
- İddialarınızı Soyut Düzeyde Bırakmayın: Nasıl ki idare soyut gerekçelerle atama yapamayacaksa, sizin de dava dilekçenizde idari işlemin hukuka aykırılığını soyut iddialarla değil; görev geçmişiniz, başarı raporlarınız, sicil durumunuz ve varsa lehinize olan performans verilerinizle desteklemeniz davanın kaderini belirleyecektir.
İdare geniş takdir yetkisine sahiptir; ancak “hizmet gereği” ibaresi tek başına yeterli değildir. Atamanın gerçekten kamu hizmetinin etkin yürütülmesi amacıyla yapıldığı somut ve yeterli gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Dolayısıyla dava açısından temel tartışma genellikle “İdarenin atama yetkisi var mı?” değil, “Bu somut olayda atamayı zorunlu kılan gerçek ve somut bir hizmet gerekçesi var mı?” sorusudur.
Av. Kubilay REŞBER
Kamu hukuku alanındaki yüksek lisansı ve yayınlanmış akademik çalışmalarıyla idare hukuku literatürüne katkı sağlayan Av. Kubilay Reşber; Ankara’daki bürosunda ağırlıklı olarak İdare Hukuku, Askeri Hukuk ve Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki uyuşmazlıklar üzerinde çalışmaktadır. Özellikle naklen atama iptal davaları, idari yaptırımlar, disiplin süreçleri ve güvenlik soruşturmaları konularında uzmanlaşmış olup bu alanlarda hukuki danışmanlık ve avukatlık faaliyetlerini sürdürmektedir.
