Üste fiilen taarruz suçu, 1632 sayılı Kanun’un Askerî itaat ve inkıyadı bozan suçlar başlıklı Beşinci Faslında yer alan 91 inci maddesinde düzenlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin temeli disiplin, disiplinin temeli ise astlık-üstlük ilişkisi ve mutlak itaattir. Dolayısıyla bu suçun amacı amir ve üstün şahsında somutlaşan askerî otoriteyi korumaktır. Astın üstüne saygı gösterme yükümlülüğü askerî bir zorunluluktur. Üste yapılan fiziki bir saldırı, sadece o kişiye değil, doğrudan askerî hiyerarşiye ve dolayısıyla ordunun işleyişine yapılmış sayılır.
Amir ve üst ne demektir?
İç Hizmet Kanununa göre; Amir: Makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir. Bunun emri altındakilere maiyet denir. Üst tabiri, rütbe veya kıdem büyüklüğünü gösterir. Ast, üstün rütbece veya kıdemce aşağısında bulunan kimsedir.
Üste fiilen taarruz ne demektir?
Fiilen taarruz, vurma, üstüne yürüme, itme, çarpma, bir silah veya benzeri aletle yaralamaya çalışma şeklinde pek çok anlama gelebilir. Üste fiilen taarruz suçu astın doğrudan doğruya üst veya amirin vücut bütünlüğüne yönelik olarak yapılan saldırı niteliğinde bir etkin eylemde (müessir fiilde) bulunması şeklinde ortaya çıkar. Bu eylemin tamamlanması yani üst/amirin vücut dokunulmazlığını ihlali veya zarar verilmesi şart değildir. Zira 91’nci madde fiili taarruza teşebbüsü de cezalandırmaktadır. Bu ihlale yol açabilecek bir taarruza kalkışılması dahi suçun tamamlanması için yeterlidir. Dolayısıyla Suçun fiziki ve maddi yönelimi, failin üstü ya da amiri konumunda olan kişinin vücududur.
Taarruz Etmek: Hizmet halinde olan amir veya üstün vücuduna doğrudan veya harici görünüşüne fiziksel müdahalede bulunmak (örneğin el sürmek, şapkasına vurmak, tokat atmak).
Taarruza Kalkışmak (Teşebbüs Etmek): Kanun koyucu, askerî disiplini ve itaati korumak amacıyla teşebbüs aşamasını da tamamlanmış suç gibi cezalandırmıştır. Saldırıya elverişli hareketlerin açıkça ortaya konması (örneğin vurmak için yumruk veya tekme sallayıp isabet ettirememek, dolu silahı üste doğrultmak) suçun oluşması için yeterlidir.
Suç, taarruz hareketinin amir veya üstün vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği anda tamamlanan ani bir suçtur. Suçun tamamlanması için vücutta fiilen bir yaralanma ya da hasar doğması şart değildir; taarruza kalkışılması (kalkışma suçu niteliği) suçun tamamlanmış sayılması için yeterlidir. Eylemin askerî hizmet esnasında veya sivil bir ortamda gerçekleşmesi suçun oluşup oluşmamasını değil, yalnızca verilecek cezanın miktarını değiştirir. O halde üstü olduğunu bilmek kaydıysa sivil alanda fiili taarruz eyleminin işlenmesi de bu suçu oluşturacaktır.
Askeri Ceza Kanununda taarruz teriminin tanımı yapılmamış, bu konu uygulamaya bırakılmıştır. Yerleşik uygulamada, müessir fiil sayılan eylemlerin her türü üste fiilen taarruz olarak kabul edilmekte, ayrıca çarpmak, iteklemek, vurmak için yakasına yapışmak gibi … vücut bütünlüğüne yönelik saldırı niteliğindeki etkili eylemlerin de üste fiilen taarruz suçunu oluşturacağı benimsenmektedir (Askerî Yargıtay Daireler Kurulunun 04.05.2006 tarihli, 2006/110 Esas, 2006/107 Karar sayılı ilamı)
Söz konusu maddede, üst veya amirin kişiliğinde somutlaşan askerî otoritenin astın her türlü taarruzundan korunması amaçlanmış, taarruzun şekline, yapıldığı ortama ve doğurduğu sonuca göre hafiften ağıra çeşitli yaptırımlar öngörülmüştür.
Bu suçun oluşması için, maddi unsurun yanında manevi unsurun da gerçekleşmesi, yani failin, fiilen taarruz kastıyla hareket etmesi gereklidir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22.04.2025 tarihli ve 2023/14289 E., 2025/5721 K. sayılı kararına göre astın kendisini korumak maksadıyla sarf ettiği eylemlerin bu suçu oluşturmayacağı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla amir veya üstünün fiili saldırısını defedecek ölçüde hareketlere girişilmesi, kollarının tutulması, uzaklaştırmak maksadıyla itilmesi, orantılı bir şekilde hareket edilmesi ast açısından suç oluşturmaz.
“sanığın üste fiilen taarruz suçuna konu eylemlerini, katılanın asta müessir fiil suçunu oluşturan eylemlerinden kurtulmak için gerçekleştirdiği, bu haliyle atılı suç açısından özel kastla hareket ettiği hususunun şüpheli kaldığı değerlendirilmekle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.” (Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 22.04.2025 tarihli ve 2023/14289 E., 2025/5721 K. sayılı kararı)
Ankara BAM 9. Ceza Dairesinin 29.09.2020 tarihli ve 2018/9996 E., 2020/1689 K. sayılı kararı da aynı yöndedir;
“Onbaşı K2 aşamalarda vermiş olduğu ve değişkenlik gösteren istikrarsız beyanları, özellikle sıcağı sıcağına olay sonrasında vermiş olduğu ilk ifadesinde kendisine karşı bir müessir fiil eyleminden bahsetmemesi, saldırıya uğrayan bir kişinin kendisini koruma iç güdüsüyle saldıran kişiyi defetmeye çalışmasının çevreden kavga olarak nitelendirilebileceği, sanıktaki yaralanmanın niteliği dikkate alındığında K2 sağ elinde oluşan şişlik ve sıyrığın kendi eyleminin sonucunda meydana gelmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, tanıkların ifadelerinin muğlak ve genel olup son ifadelerinde müessir fiile tanık olmadıklarını açık olarak belirtilmiş olmaları karşısında sanık K1’in, K2 karşı müessir fiilde bulunmadığına yönelik savunmasının aksini ortaya koyan yeterli delil bulunduğundan bahsedilemeyecektir… Sanık K1’in…BERAATİNE” (Ankara BAM 9. Ceza Dairesi, 29.09.2020 tarihli ve 2018/9996 E., 2020/1689 K. sayılı kararı)
Ankara BAM 9. Ceza Dairesi, 05.02.2019 tarihli ve 2018/7253 E., 2019/754 K. sayılı kararına göre astın taarruza teşebbüs ettiğinin yargılamada şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulması gerekir.
“Her ne kadar tanıklardan K6 ve K7’in, sanık K3’ın mağdur Hv. Svn. Bçvş K1’ın kolundan tutup çekiştirdiği yönünde yeminli ifadeleri bulunmakla birlikte; sanığın aşamalarda tespit olunan savunmalarında, kesinlik komutanına karşı fiziki bir temasta bulunmadığını, onu ittirmediğini, sadece “Komutanım sakinleşin” şeklinde ikazda bulunduğunu ileri sürmüş ve sanığın bu savunmalarının başta mağdur Hv. Svn. Bçvş K1’ın, “… Olay anında Hv. P.Er. K3 bana temas etmedi, kolumdan çekmedi, yukarıda ifade ettiğim gibi ismini hatırlayamadığım asker onu tutmasaydı bana saldıracaktı…” şeklindeki yeminsiz ifadesi; diğer sanık Hv. P. Er. K2’nun, “… O sırada K3 araya girip ‘Bizden ne istiyorsunuz?’ diye söyledi. Kolunu tutup çekiştirmesi söz konusu değildir…”, yönündeki savunması; tanıklardan K4’ün “… Yukarıda ifade ettiğim gibi, olay esnasında K3 ve …Hv. Svn. Bçvş. K1 Başçavuş’a temas etmediler…” ve K5’ın, “… Sanık K3’ın K1’ın kolunu tutarak çekip çekmediğini, ona karşı herhangi bir fiili harekette bulunup bulunmadığını…. görmedim” şeklindeki yeminli ifadeleriyle doğrulandığı göz önüne alındığında, sanığın üstü olan mağdurun kolunu tutup çekmek suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediğinin her türlü şüpheden uzak şekilde sübut bulduğunu söylemenin mümkün olmadığı, en azından mevcut delil durumu itibarıyla bu hususun şüpheli kaldığı, “şüpheden sanık yararlanır” ceza hukuk genel prensibinden hareketle şüphenin sanık lehine yorumlanarak atılı suçun maddi unsur itibarıyla oluşmadığı sonucuna varılmıştır.”( Ankara BAM 9. Ceza Dairesi, 05.02.2019 tarihli ve 2018/7253 E., 2019/754 K. sayılı kararı)
Üste fiilen taarruz suçunu kimler işleyebilir?
Suç yalnızca “askerî şahıslar” arasında işlenebilen bir özgü (mahsus) suçtur. Failin olay tarihi itibarıyla askerliğe elverişli olması ve mağdurun astı (madunu) konumunda bulunması zorunludur. TSK veya MSB kadrolarında görevli sivil personel bu suçun faili olamaz. Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığında askerlik yapan er ve erbaş üst ve amirlerine karşı bu suçu işlerse Askeri Ceza Kanununa göre cezalandırılırlar. Ancak Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığında görev yapan subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar askeri görevleri dışında bu suçtan yargılanmazlar. Askerî Yargıtay kararlarına göre, aralarında ast-üst ilişkisi bulunan evli askerler arasında “hizmet ilişkisi dışında” işlenen fiillerde AsCK m.91 değil, TCK’nın kasten yaralama (m.86) hükümleri uygulanır.
Öte yandan askerî karakola, nöbetçiye veya devriyeye karşı işlenen fiilen taarruz suçları da kanun gereği amire karşı işlenmiş sayılır ve AsCK m.91’e göre cezalandırılır. Ancak bu görevlilerin haksız ve yersiz müdahalede bulunması, yetki sınırlarını aşması veya talimatlara aykırı davranması halinde bu özel koruma ortadan kalkar.(AsCK m.106)
Üste fiilen taarruz suçunun cezası nedir?
1. Herhangi bir nitelikli unsur olmaksızın işlenen taarruz veya teşebbüste ceza 3 yıldan başlar. Ancak az vahim hallerde alt sınırı 6 ay olarak uygulanır..
2. Eylemin; silahlı, hizmet esnasında, toplu asker karşısında veya tehlikeli bir aletle işlenmesi durumunda ceza 5 yıldan başlar (az vahim hallerde alt sınırı 1 yıldır). Tarafların her ikisinin de fiilen hizmette bulunması, aralarında hizmet münasebetinin kurulmuş olması ve fiilin hizmet gereklerinden doğmuş olması Kanun tarafından daha ağır cezalandırılmaktadır. Öte yandan failin hizmetin gereği olan silahı üzerinde taşıması veya silah başındayken suçu işlemesi de nitelikli hallerdendir. Silahın fiilen saldırıda kullanılmış veya merminin namluya sürülmüş olması şart değildir; tehlikelilik hali ağırlatıcı neden sayılmıştır. Toplu askerden kasıt ise en az 7 asker kişinin bulunma halidir.
“(Kapatılan) Askerî Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun (1632 sayılı Kanun) 14’üncü maddesinde düzenlenen, bir suçun toplu asker karşısında işlendiğinin kabulü için, sanık veya şerikler ile üst veya amir dışında askerî hizmet amacıyla toplanmış en az yedi asker kişinin bulunması ön koşulunun yanı sıra, askerî hizmet maksadıyla yapılacak olan toplanmanın; askerî hizmet amacına yönelik ciddî ve disiplinli olması, bir amir veya bir üstün emir ve komutasında olması, ayrıca hizmet amacına yönelik toplanmanın başlamış olması, ayrıca, askerî hizmet amacıyla toplanmış olan personelin işlenen suçu görebilecek, duyabilecek veya hissedebilecek konumda olması şartlarının oluşması gerektiği,(Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 23.12.2024 tarihli ve 2023/7788 E., 2024/12038 K. sayılı kararı)
3. Saldırı amirin veya üstün vücudunda ağır bir tahribata yol açmışsa en az 15 yıl ağır hapis; ölümle sonuçlanmışsa müebbet ağır hapis cezası verilir. (m.91/3)
4. Savaş ve seferberlik halinde yaptırımlar en üst sınıra çıkar; eylemin niteliğine ve doğurduğu sonuca göre 15 yıldan başlayarak müebbet hapis ve ağırlaştırılmış müebbet hapiz cezasına kadar uzanır. (m.91/4)
Amire veya üste fiilen taarruz suçunun mağduru veya şüphelisi olan askerlerin olayın hemen ertesinde olay tutanağı tutulmasını sağlamaları, olaya tanık olan diğer personelin ifadelerinin doğru bir şekilde alınmasını sağlamaları, gerekiyorsa darp raporu almaları ilerleyen aşamalarda önem arz etmektedir. Dolayısıyla olay yaşanır yaşanmaz askeri avukattan hukuki destek almanız faydanıza olacaktır.
Av. Kubilay REŞBER
